Döviz
Oyunlar
Olmazsa Olmaz
- Hava Durumu
- Sinemalar
- Kimlik Numarası
- Telefon Rehberi
- Emniyet Genel Müd
- Borsa İstanbul
- F5 Haber
- İstanbul Haritası
- Son Depremler
- Milli Piyango
- SGK Kurumu
- TSK
- Vergi Takvimi
- A.Ö.F. Sonuçları
- PTT Hizmetleri
- Vergi Sorgulama
- Memurlar.net
- KamuAjans
- TTNET
- YÖK
- Şehirlerarası Mesafe
- Karayolları Durumu
- Turkcell
- Vodafone
- Türk Telekom
- Para limanı
- Teknoloji Oku
İş Kariyer
15 Temmuz Darbe Girişimi'nin ardından Türkiye'de ne değişti?
15 Temmuz darbe girişimi, yalnızca başarısız bir askeri kalkışma olarak değil, Türkiye'nin siyasi ve idari yapısını köklü biçimde dönüştüren bir kırılma noktası olarak tarihe geçti
15 Temmuz 2016'da yaşanan darbe girişimi, Türkiye'nin yakın tarihindeki en önemli kırılma noktalarından biri oldu. Girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından ilan edilen olağanüstü hal, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK), devlet kurumlarında kapsamlı tasfiyeler ve 2017 anayasa referandumu ile hayata geçirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, ülkenin yönetim yapısını ve siyasi dengelerini köklü biçimde değiştirdi.
Darbe girişimi tüm siyasi partiler tarafından ortak bir dille kınansa da, sonrasında atılan adımların kapsamı ve etkileri kamuoyunda farklı değerlendirmelere konu oldu. Peki, 15 Temmuz'un üzerinden geçen yıllarda Türkiye'de ne değişti?
15 Temmuz'da neler yaşandı?
15 Temmuz gecesinde darbe girişiminin seyri, Ankara ve İstanbul’daki kritik merkezlerde yaşanan gelişmelerle şekillendi. Ankara’da MİT’e yapılan ihbarın ardından Genelkurmay Karargâhı’nda önlemler alınmaya çalışıldı ancak darbe girişiminde bulunan askeri unsurlar planı öne çekerek akşam saatlerinde harekete geçti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Marmaris’te bulunduğu sırada darbe girişiminden haberdar oldu, televizyon bağlantılarıyla halka sokağa çıkma çağrısında bulunduktan sonra Dalaman üzerinden İstanbul’a geçti. Erdoğan’ın ayrılmasının ardından Marmaris’teki otele gelen askerlerle polis arasında çatışma çıktı ve iki polis yaşamını yitirdi.
Akıncı Hava Üssü darbe girişiminin komuta merkezi olurken, savaş uçakları Ankara üzerinde alçak uçuş yaptı; TBMM, MİT yerleşkesi ve Özel Harekât Daire Başkanlığı hedef alındı. TRT binası işgal edilerek darbe bildirisi okutuldu, Meclis üç kez bombalandı ve Gölbaşı’ndaki saldırılarda 51 polis yaşamını yitirdi. Gece boyunca Genelkurmay ve Akıncı Üssü çevresinde çatışmalar yaşandı. İstanbul’da Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprüleri askerler tarafından kapatıldı. Boğaziçi Köprüsü çevresinde açılan ateş sonucu 34 kişi hayatını kaybetti. Darbe girişiminde görev alanlar, sabah saatlerinde teslim olmaya başladı. 16 Temmuz öğle saatlerinde ise darbe girişimi tamamen kontrol altına alındı.
Gece boyunca yaşanan olaylarda 184'ü sivil olmak üzere toplam 253 kişi hayatını kaybetti. Darbe girişiminde görev alan askerlerden 34'ü öldü. Sonraki süreç ise Türkiye'nin özellikle siyasi hayatında, parlamenter sistemden başkanlık sistemine geçiş de dahil köklü değişiklikleri beraberinde getirdi.
Kamuda ihraçlar
15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye, kapsamı yargılamaların ötesine geçen uzun bir olağanüstü yönetim dönemine girdi. Cumhurbaşkanı başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından 20 Temmuz 2016’da alınan OHAL kararı, 21 Temmuz’da yürürlüğe girdi. Üçer aylık dönemlerle yedi kez uzatılan OHAL, son uzatma süresinin dolmasıyla 19 Temmuz 2018 saat 01.00’de sona erdi. Yaklaşık iki yıl süren dönemde 32 OHAL kanun hükmünde kararnamesi yayımlandı; bu kararnamelerle kamu personelinden eğitim kurumlarına, derneklerden medya kuruluşlarına kadar geniş bir alanda düzenlemeler yapıldı.
BBC Türkçe'nin haberine göre, darbe girişimine doğrudan katıldığı öne sürülen asker ve siviller hakkında Türkiye genelinde 289 dava açıldı. Eski Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’un Temmuz 2025’te açıkladığı verilere göre bu davalarda 4 bin 891 kişi mahkûm edildi. Mahkûmlardan bin 634’ü ağırlaştırılmış müebbet, bin 366’sı müebbet, bin 891’i ise çeşitli sürelerde hapis cezası aldı. Bakanlık, 289 dosyanın tamamında karar verildiğini, ancak bozma kararları nedeniyle bazı dosyalarda istinaf ve ilk derece süreçlerinin sürdüğünü bildirdi.
Yargı süreci yalnızca darbe gecesine fiilen katılanlarla sınırlı kalmadı. FETÖ ile bağlantı iddiasıyla en az 720 bin kişi hakkında 'silahlı terör örgütüne üye olma' ve bağlantılı suçlardan soruşturma yürütüldü. Anadolu Ajansı'na göre, bu kişilerden yaklaşık 127 bini hakkında mahkumiyet, 125 bini hakkında ise beraat kararı verildi. 373 bin 642 kişi hakkında kovuşturmaya yer olmadığına hükmedildi. Binlerce kişi hakkında soruşturma ve yargılama süreci devam ediyor.
OHAL döneminin en kapsamlı sonuçlarından biri kamudaki ihraçlar oldu. Tunç’un açıklamasına göre yaklaşık 127 bin kamu görevlisi, FETÖ ile “irtibatlı veya iltisaklı” oldukları gerekçesiyle görevden çıkarıldı. Bunların 4 bin 6’sını hâkim ve savcılar oluşturdu. Bakanlığın verilerine göre yaklaşık 12 bin olan hâkim ve savcı sayısı ihraçların ardından 8 bine geriledi. Sonraki yıllarda yapılan yoğun alımlar sonucunda 2019 itibarıyla görevdeki hâkim ve savcıların yaklaşık yüzde 45’inin mesleki kıdemi üç yıl veya daha azdı.
Ancak muhalefete göre sadece FETÖ ile sınırlı kalmayan geniş kitlelere yönelik bir tasfiye süreci yaşandı. Ocak 2016'da yayınladıkları "Bu suça ortak olmayacağız!" başlıklı bildiriye imza atan ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu'da süren çatışmalı sürecin sonlandırılması çağrısında bulunan akademisyenlerin üniversitelerden ihraç edilmeleri bu dönemde öne çıktı.
İhraçlara karşı yapılan başvuruları incelemek amacıyla 2017’de OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu. Komisyon yaklaşık 127 bin başvuruyu karara bağladı; Adalet Bakanlığına göre yaklaşık 20 bin kişi veya kurum hakkında göreve iade ya da yeniden açılma kararı verildi. Komisyonun ret kararlarına karşı idare mahkemelerine başvuru yolu açık tutuldu. Ancak insan hakları örgütleri, başvuru sürecinin uzunluğu, kararların gerekçelendirilmesi ve etkili yargısal denetim konularında eleştiriler yöneltti.
Eğitim kurumları ve derneklerin kapatılması
Tasfiye süreci kamu personeliyle sınırlı kalmadı. KHK’larla özel okullar, yurtlar ve üniversiteler kapatıldı; çok sayıda şirketin mal varlığına el konuldu veya yönetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredildi. Medya kuruluşları, dernekler ve vakıflar da kapatma kararlarının kapsamına girdi.
Kapatılan kurumlar arasında üniversiteler de yer aldı. Bu kurumlarda 64 bin 533 öğrenci eğitim görüyordu. Kapatmaların ardından bu öğrenciler devlet üniversitelerine nakledildi. Bu üniversitelerin akademisyen sayısı ise 2 bin 808 idi.
Uluslararası Af Örgütü, OHAL döneminde 1.300’den fazla dernek ve vakıf ile 180’den fazla medya kuruluşunun kalıcı olarak kapatıldığını, bazı kuruluşların FETÖ ile doğrudan bağlantısı bulunmamasına rağmen kararların kapsamına alındığını bildirdi.
Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu da olağanüstü yetkilerin kapsamının geniş yorumlandığını, bazı tedbirlerin OHAL’in amacıyla bağlantılılık ve orantılılık sınırlarını aştığını değerlendirdi.
FETÖ'nün önde gelen isimlerinin önemli bir bölümü bu süreçte ABD ve Avrupa ülkelerine yerleşti. Türkiye, çok sayıda ülkeye iade ve kırmızı bülten talebi gönderirken, bu girişimlerin sınırlı bir bölümü sonuç verdi. Yapılanmanın lideri Fethullah Gülen ise 1999’dan itibaren yaşadığı ABD’nin Pensilvanya eyaletinde, 20 Ekim 2024’te tedavi gördüğü hastanede öldü.
Orduda yeniden yapılanma
15 Temmuz'un ardından güvenlik bürokrasisi ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) yapısında da kapsamlı bir dönüşüm yaşandı. 31 Temmuz 2016'da yayımlanan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları Milli Savunma Bakanlığı'na bağlanırken, Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığı'nın sorumluluğuna geçti.
Aynı düzenlemeyle askeri liseler, harp akademileri ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı; bunların yerine 2016'da Milli Savunma Üniversitesi kuruldu. Ayrıca tank ve zırhlı birlikler başta olmak üzere şehir merkezlerinde bulunan bazı askeri birliklerin kent dışına taşınması kararlaştırıldı.
Yapısal değişikliklerin yanı sıra, TSK'nın personel yapısı da önemli ölçüde yenilendi. Darbe girişiminin ardından binlerce asker ordudan ihraç edilirken, özellikle general ve amiral kadrolarında büyük çaplı değişim yaşandı.
BBC Türkçe'ye konuşan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nuri Salık Türkiye'nin askeri darbeler geçmişini hatırlatarak "Türkiye'de ordu her zaman siyaset üzerinde bir vesayet mekanizması olarak varlığını devam ettirmiştir" hatırlatmasında bulundu.
"Modern Türkiye tarihinde halk ilk kez bir askeri müdahaleye aktif olarak direndi. O anlamda 15 Temmuz çok önemli bir kırılma, çok önemli bir dönüm noktasıdır" değerlendirmesinde bulunan Salık "Ordu Türk siyasetini şekillendirme yeteneğini ve gücünü 15 Temmuz'dan sonra tamamen kaybetti. Bence değişen en önemli husus budur" ifadelerini kullandı.
Askeri hastanelerin kapatılması
Bu süreçte 31 Temmuz 2016'da yayımlanan 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bağlı Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA), askeri hastaneler, askeri tıp fakülteleri ve sağlık eğitim kurumları Milli Savunma Bakanlığı'nın bünyesinden çıkarılarak Sağlık Bakanlığı'na devredildi. 26 şehirdeki 32 hastane, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Tıp Fakültesi adıyla sivil sağlık sistemi içinde faaliyet göstermeye başladı. Böylece yaklaşık bir asırlık askeri sağlık teşkilatı sona ererken, askeri personelin sağlık hizmetleri de büyük ölçüde Sağlık Bakanlığı hastaneleri üzerinden yürütülmeye başlandı.
Askeri hastanelerin kapatılması özellikle sınır ötesi operasyonlarında kullanılacak sağlık personeli açığının da doğmasına neden oldu. Askeri hastaneler kapatıldığında sayıları 2043 olan askeri doktor ve savaş cerrahisi uzmanı, ya emekli oldu ya da özel hastanelere geçti. MSB Bakan Yardımcısı Şuay Alpay, "2043 olan savaş cerrahisi uzmanı askeri doktor sayısı 347'ye düştü, vahim durumdayız" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye uygulama ile NATO içerisinde yer alan ancak askeri hastanesi bulunmayan tek ülke konumuna geldi. Konuyu gündeme getiren MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis'te yaptığı konuşmada GATA geleneğinin çağın ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılmasını “milli beka meselesi” olarak nitelendirdi. “Ne hazindir ki bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye’dir. Bu durum, ordumuzun büyüklüğü ve harekât kabiliyeti karşısında kabul edilemez tarihi bir noksanlıktır" ifadelerini kullanan Bahçeli “Askeri hastanelerin yeniden yapılandırılması; Gülhane ruhunun çağın modern ihtiyaçlarına göre yeniden ihyası ve harp cerrahisinin güçlendirilmesi milli beka meselesidir” dedi.
İmam hatip mezunlarına askeri öğrenci olabilme yolu açıldı
15 Temmuz darbe girişiminden önce harp okulları ve astsubay meslek yüksekokullarına yalnızca başvuru kılavuzlarında belirlenen lise türlerinden öğrenci kabul ediliyordu; imam hatip ve Anadolu imam hatip lisesi mezunları bu okullara başvuramıyordu.
Askerî eğitim sisteminin 2016’da Millî Savunma Üniversitesi çatısı altında yeniden yapılandırılmasının ardından lise türüne dayalı bu sınırlama kaldırıldı. Güncel uygulamada herhangi bir lise veya dengi okuldan mezun olanlar, diğer başvuru ve seçme koşullarını karşılamaları hâlinde harp okulları ile astsubay meslek yüksekokullarına başvurabiliyor.
Başkanlık sistemine geçiş
Darbe girişiminin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere hükümetin en sık vurguladığı konulardan biri güçlü bir merkezi otorite ihtiyacı oldu. Bu süreçteki bir diğer kırılma da o zamana dek sert muhalefeti ile bilinen MHP ile AK Parti arasındaki yakınlaşma oldu. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş de bu merkezi otorite ihtiyacına vurgu yapılarak gündeme getirildi.
BBC Türkçe'ye konuşan İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Doğan Çetinkaya bunun cumhuriyet tarihi açısından "bir eşik" olduğunu vurgulayarak "15 Temmuz'dan sonra yaşanan değişim, Cumhuriyet tarihi açısından parlamenter sistemden keyfiyetin ön planda olduğu ve kurumsal yapısı muğlak bir başkanlık rejimine geçişi kolaylaştırdı" değerlendirmesinde bulundu.
AK Parti ile MHP'nin uzlaşmasıyla hazırlanan anayasa değişikliği teklifi, 21 Ocak 2017'de TBMM'de kabul edildi ve OHAL devam ederken 16 Nisan 2017'de referanduma sunuldu. Referandumda kullanılan geçerli oyların yüzde 51,41'i "Evet", yüzde 48,59'u ise "Hayır" oldu. Böylece parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçilmesi kabul edildi.
Yeni sistem, 24 Haziran 2018'de yapılan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin ardından yürürlüğe girdi. Başbakanlık makamı kaldırıldı, yürütme yetkisi cumhurbaşkanında toplandı, bakanların Meclis dışından atanabilmesinin önü açıldı ve cumhurbaşkanına kararname çıkarma yetkisi tanındı. İktidar, bu değişikliğin bürokrasiyi hızlandıracağını ve siyasi istikrarı güçlendireceğini savunurken, muhalefet ise kuvvetler ayrılığının zayıfladığı ve yürütme erkinde güç yoğunlaşması yaşandığı eleştirisini dile getirdi.
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı ile Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi'nin ortak gözlem misyonu, referandumun teknik açıdan genel olarak iyi organize edildiğini ancak olağanüstü hal koşullarında yürütülen kampanyanın "eşit olmayan şartlarda" gerçekleştiğini, "evet" ve "hayır" kampanyalarının eşit imkanlara sahip olmadığını ve seçmenlerin anayasa değişikliğinin temel unsurları hakkında tarafsız bilgiye yeterince erişemediğini belirtti. Raporda ayrıca, oy sayımı sırasında mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasına ilişkin YSK kararının seçim güvenliğine ilişkin önemli bir güvencenin ortadan kalkmasına yol açtığı ifade edildi.
Sivil toplum ve ifade özgürlüğünde gerileme
15 Temmuz Darbe Girişiminin ardından ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve sivil toplum alanlarında belirgin bir gerileme yaşandı.
Freedom House, Türkiye'yi 2018 yılında ilk kez "Kısmen Özgür" kategorisinden "Özgür Değil" kategorisine düşürdü ve sonraki raporlarda da bu sınıflandırmayı korudu. 2026'da Türkiye Sınır Tanımayan Gazeteciler Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 163. sıraya geriledi.
2020'de yürürlüğe giren Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun, dernekler üzerindeki idari denetim ve müdahale yetkilerini genişletti.
Türkiye'nin uluslararası demokrasi endekslerindeki konumu da bu dönemde değişti. The Economist Intelligence Unit tarafından hazırlanan Demokrasi Endeksi'nde Türkiye, 2016'dan bu yana "hibrit rejim" kategorisinde yer almayı sürdürürken, özellikle hukukun üstünlüğü, temel haklar ve demokratik denetim mekanizmalarına ilişkin göstergelerde düşük puan aldı.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından çıkarılan 674 sayılı KHK ile başlayan kayyım uygulamaları, yerel demokrasiyi derinden etkiledi. 2016’dan bu yana 159’u HDP belediyelerine olmak üzere 166 belediyeye kayyım atandı.
Dokunulmazlıklarının kaldırılması ardından, partinin eski eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ da dahil ondan fazla milletvekili 2016'da tutuklandı.
Gazeteciler, sivil toplumun önde gelen isimleri, siyasetçiler gibi yüksek profilli kişiler başta olmak üzere tutuklu yargılama yaygın bir pratik haline geldi. Zira resmi kapasitesi 304 bin 956 kişi olan cezaevlerinde, 1 Temmuz 2026 itibarıyla 427 bin 525 tutuklu ve hükümlü bulunuyor. Cezaevlerinin doluluk oranı ise yüzde 125'i aşmış durumda.
Dış politikada güvenlik odaklı yeni dönem
15 Temmuz darbe girişiminin ardından Türkiye'nin dış politikası daha belirgin biçimde güvenlik eksenli bir karakter kazandı. Sınır ötesinden kaynaklanan tehditlerin doğrudan bertaraf edilmesini öncelik haline getiren Ankara, darbe girişiminden kısa süre sonra Fırat Kalkanı Harekâtı'nı başlattı. Bunu Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı operasyonları izledi. Aynı dönemde Irak'ın kuzeyinde PKK'ya yönelik operasyonlar da yoğunlaştı.
Akademisyen Doç. Dr. Nuri Salık, BBC Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede bu dönüşümü "15 Temmuz darbe girişiminden sonra güvenlikçi yaklaşım perçinlendi çünkü devleti koruma yaklaşımı ön plana çıktı" sözleriyle değerlendiriyor. Türkiye, askeri kapasitesini dış politika araçlarından biri olarak daha sık kullanırken, savunma sanayii yatırımları da bu dönemde hız kazandı.
Güvenlik öncelikleri, Türkiye'nin uluslararası ilişkilerine de yansıdı. Ankara, NATO üyeliğini sürdürürken Rusya ile savunma ve enerji alanındaki iş birliğini derinleştirdi. Bunun en önemli adımı, 2019'da Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerinin teslim alınması oldu. Bu karar, Türkiye'nin F-35 savaş uçağı programından çıkarılmasına ve ABD'nin CAATSA yaptırımlarını uygulamasına yol açarak Washington ile ilişkilerde ciddi bir krize neden oldu. Trump, geçen hafta gerçekleşen NATO Zirvesi'nde bu yaptırımların yürürlüğe girmesinden 7 yıl sonra kaldırılabileceği sinyalini verdi ancak ABD Kongresi'nden onay alınması gerekliliği takvimi belirsizleştiriyor.
Öte yandan Avrupa Birliği ile üyelik müzakereleri de 2018'den bu yana fiilen durmuş durumda. Son yıllarda Ankara, Batı ittifakıyla ilişkilerini sürdürürken Rusya, Körfez ülkeleri, Afrika ve Orta Asya'yla ilişkilerini geliştirmeye çalışan daha çok yönlü bir dış politika izlemeye odaklanmış durumda.
Aradan geçen on yıla rağmen, 15 Temmuz'daki başarısız darbe girişiminin sonuçları tartışılmaya devam ediyor.
Karanlık Mod
İnternet Medyası
- Patronlar Kulübü
- Bir Gazete
- Mynet
- Haberler.com
- Onedio
- Acunn
- Sondakika.com
- Haber7.com
- HaberZamanı
- Ensonhaber.com
- İnternetHaber.com
- İto Haber
- CNNturk.com.tr
- Ntvmsnbc
- Ulusalpost.com
- Haberay.com
- Haber3.com
- Haberself.com
- T24.com.tr
- HaberinAdresi.com
- Odatv.com
- Netgazete
- Yeni Mesaj
- HaberAktuel.com
- Gazete Şok
- F5 Haber
- Son Mühür
- Ulu Savunma
Spor Siteleri
- Gazetekeyfi Spor
- İddaa
- SporX.com
- Fanatik
- NTV Spor
- Ligtv
- Fotomaç
- AjansSpor
- Skor Sözcü
- Super FB
- Antu.com
- Fenerbahce.org
- Galatasaray.org
- Webaslan.com
- ultrAslan.com
- GSGazete
- Bjk.com.tr
- Duhuliye
- Karakartal
- Kartalhaber
- Bordomavi.net
- Bordomavi Forum
- Bursaspor
- TransferMarkt
- Fotospor
- SporxTV
- Futbol Arena
- Motorsport
- Türkiye Jokey Kulübü
- Hakemin Sesi
- Sahadan
- Spormax
- Maçkolik
- Bilyoner