Atatürk 100

​'Baş Başa' dizisinin yıldızları ilişkilerin geldiği son noktayı anlattı: 'Tüm bu değişim bizim kuşağın üzerinden geçti'

Tarih: 26.07.2026 - 07:00
Haber Resmi

Teknolojinin geldiği nokta bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken, bir yandan hepimiz için bir imtihan. Geçtiğimiz hafta izleyiciyle buluşan ‘Baş Başa’, tam da bu halimize ayna tutuyor. Dizide karı kocayı canlandıran iki yetenekli oyuncuyla, Özgün Bayraktar ve Ünal Yeter’le bir araya geldik. Diyorlar ki: Tüm bu değişim bizim kuşağımızın üstünden geçti.

Haber Resmi

OYA ÇINARoya.cinar@posta.com.tr‘Baş Başa’yı izlerken epey kahkaha attım. Siz çekerken nasıl bir süreç geçirdiniz? Şimdi nasıl hissediyorsunuz?Özgün Bayraktar: Çok yoğun ama bir o kadar da keyifli bir çekim süreci geçirdik. Yorulduk ama gerçekten alnımızın akıyla çıktığımızı düşünüyorum. Bölümleri izledikçe de içime çok sindi. Ben bile izlerken bazı sahnelerde kahkahalar attım.Ünal Yeter: Benim için en büyük heyecan seyircinin nasıl tepki vereceğini görmek. Çünkü son dönemde çok sert hikâyeler izlemeye alıştık. ‘Baş Başa’ ise oldukça naif, sıcak ve sade bir hikâye anlatıyor. Bu samimiyetin izleyiciye geçireceği hissi merak ediyorum.Siz senaryoyu ilk okuduğunuzda hikayede neyden etkilediniz?Ö.B.: Benim için hikâye çok kişisel bir yere dokundu. Ablam uzun yıllardır Avustralya’da yaşıyor ve biz yıllardır neredeyse her gün görüntülü konuşuyoruz. Dizide canlandırdığım karakterin de ablasıyla benzer bir bağı var. Bu yüzden hikâyeye yabancılık çekmedim; tam tersine çok tanıdık hissettirdi.Ü.Y.: Ben önce yönetmenimiz Bora Tekay’la tanıştım. Hikâyeyi anlatış biçimini çok sevdim. Sonra senaryoyu okuyunca aynı sıcaklığı metinde de hissettim. Özgün’le daha önce çalışmış olmamız da büyük avantajdı. Birbirimize güveniyorduk ve bu da bize doğaçlama yapabilecek geniş bir alan açtı.

OYA ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr

‘Baş Başa’yı izlerken epey kahkaha attım. Siz çekerken nasıl bir süreç geçirdiniz? Şimdi nasıl hissediyorsunuz?

Özgün Bayraktar: Çok yoğun ama bir o kadar da keyifli bir çekim süreci geçirdik. Yorulduk ama gerçekten alnımızın akıyla çıktığımızı düşünüyorum. Bölümleri izledikçe de içime çok sindi. Ben bile izlerken bazı sahnelerde kahkahalar attım.

Ünal Yeter: Benim için en büyük heyecan seyircinin nasıl tepki vereceğini görmek. Çünkü son dönemde çok sert hikâyeler izlemeye alıştık. ‘Baş Başa’ ise oldukça naif, sıcak ve sade bir hikâye anlatıyor. Bu samimiyetin izleyiciye geçireceği hissi merak ediyorum.

Siz senaryoyu ilk okuduğunuzda hikayede neyden etkilediniz?

Ö.B.: Benim için hikâye çok kişisel bir yere dokundu. Ablam uzun yıllardır Avustralya’da yaşıyor ve biz yıllardır neredeyse her gün görüntülü konuşuyoruz. Dizide canlandırdığım karakterin de ablasıyla benzer bir bağı var. Bu yüzden hikâyeye yabancılık çekmedim; tam tersine çok tanıdık hissettirdi.

Ü.Y.: Ben önce yönetmenimiz Bora Tekay’la tanıştım. Hikâyeyi anlatış biçimini çok sevdim. Sonra senaryoyu okuyunca aynı sıcaklığı metinde de hissettim. Özgün’le daha önce çalışmış olmamız da büyük avantajdı. Birbirimize güveniyorduk ve bu da bize doğaçlama yapabilecek geniş bir alan açtı.

Haber Resmi

DÜNYA ARTIK METALİK GRİ BİZİ DE KENDİ RENGİNE BULADI Dijital platformlar oyuncular için gerçekten daha özgür bir alan mı?Ö.B.: İzleyici açısından kesinlikle öyle. Artık belli bir saati beklemek zorunda değilsiniz. İstediğiniz yerde, istediğiniz zamanda izleyebiliyorsunuz. Bu bile başlı başına bir özgürlük.Ü.Y.: Ana akım televizyon herkese hitap etmek zorunda. Dijital platformlar ise daha niş hikâyelere alan açıyor. Daha küçük ama daha kişisel hikâyeler anlatabiliyorsunuz. Bu yüzden farklı anlatılar için önemli bir alan oluşturuyor.Siz peki, günümüz dünyasında teknolojiyle ilişkinizi nasıl dengeliyorsunuz?Ö.B.: Klasik tabirle eski bayramları, eski sohbetleri hepimiz özlüyoruz ama dünyanın rengi değişti. Dünya artık metalik gri ve bizi de o renge buladı. Ben kendimi korumak için mümkün olduğunca yüz yüze sohbet etmeye çalışıyorum. Bazen telefonları başka bir odaya bırakıp film izliyoruz. Çünkü fark ediyoruz ki film izlerken bile elimiz telefona gidiyor.Ü.Y.: Bizim kuşak bütün bu dönüşümü yaşadı. Çevirmeli telefondan görüntülü konuşmaya kadar her aşamayı gördük. Belki bu yüzden teknolojiye en hızlı adapte olan kuşak da biziz bence. Bütün bu teknolojik değişim, bizim ömrümüzün üzerinden geçti.Şu an bulunduğunuz yerden memnun musunuz, kendinizden razı mısınız?Ö.B.: Çok mutluyum. Bu mesleği gerçekten isteyerek seçtim. Birlikte yola çıktığım birçok oyuncu arkadaşım bugün mesleğini yapamıyor. Ben ise tiyatroda, televizyonda ve dijital platformda üretmeye devam ediyorum. Bunun kıymetini biliyorum. Daha gidecek çok yolum olduğuna inanıyorum ve bunun için çalışmaya devam edeceğim.Ü.Y.: Ben oyunculuğa biraz daha meslek olarak bakıyorum. Elbette severek yapıyorum ama bu aynı zamanda profesyonel bir iş. Yapabileceğime inandığım işleri seçiyorum ve uzun yıllar daha akıl ve beden sağlığımı koruyarak bu mesleği sürdürmek istiyorum.Ö.B.: Özellikle ‘Güldür Güldür’ bana inanılmaz bir refleks kazandırdı. Her hafta farklı karakterler oynamak oyunculuk kaslarımı çok geliştirdi. Artık elime yeni bir senaryo aldığımda çok daha hızlı analiz yapabiliyorum.

Dijital platformlar oyuncular için gerçekten daha özgür bir alan mı?

Ö.B.: İzleyici açısından kesinlikle öyle. Artık belli bir saati beklemek zorunda değilsiniz. İstediğiniz yerde, istediğiniz zamanda izleyebiliyorsunuz. Bu bile başlı başına bir özgürlük.

Ü.Y.: Ana akım televizyon herkese hitap etmek zorunda. Dijital platformlar ise daha niş hikâyelere alan açıyor. Daha küçük ama daha kişisel hikâyeler anlatabiliyorsunuz. Bu yüzden farklı anlatılar için önemli bir alan oluşturuyor.

Siz peki, günümüz dünyasında teknolojiyle ilişkinizi nasıl dengeliyorsunuz?

Ö.B.: Klasik tabirle eski bayramları, eski sohbetleri hepimiz özlüyoruz ama dünyanın rengi değişti. Dünya artık metalik gri ve bizi de o renge buladı. Ben kendimi korumak için mümkün olduğunca yüz yüze sohbet etmeye çalışıyorum. Bazen telefonları başka bir odaya bırakıp film izliyoruz. Çünkü fark ediyoruz ki film izlerken bile elimiz telefona gidiyor.

Ü.Y.: Bizim kuşak bütün bu dönüşümü yaşadı. Çevirmeli telefondan görüntülü konuşmaya kadar her aşamayı gördük. Belki bu yüzden teknolojiye en hızlı adapte olan kuşak da biziz bence. Bütün bu teknolojik değişim, bizim ömrümüzün üzerinden geçti.

Şu an bulunduğunuz yerden memnun musunuz, kendinizden razı mısınız?

Ö.B.: Çok mutluyum. Bu mesleği gerçekten isteyerek seçtim. Birlikte yola çıktığım birçok oyuncu arkadaşım bugün mesleğini yapamıyor. Ben ise tiyatroda, televizyonda ve dijital platformda üretmeye devam ediyorum. Bunun kıymetini biliyorum. Daha gidecek çok yolum olduğuna inanıyorum ve bunun için çalışmaya devam edeceğim.

Ü.Y.: Ben oyunculuğa biraz daha meslek olarak bakıyorum. Elbette severek yapıyorum ama bu aynı zamanda profesyonel bir iş. Yapabileceğime inandığım işleri seçiyorum ve uzun yıllar daha akıl ve beden sağlığımı koruyarak bu mesleği sürdürmek istiyorum.

Ö.B.: Özellikle ‘Güldür Güldür’ bana inanılmaz bir refleks kazandırdı. Her hafta farklı karakterler oynamak oyunculuk kaslarımı çok geliştirdi. Artık elime yeni bir senaryo aldığımda çok daha hızlı analiz yapabiliyorum.

Haber Resmi

KARI-KOCA İLİŞKİMİZİN DİNAMİĞİ PROVADA GELİŞTİ Doğaçlamaya alan tanınması da oyuncu için bir avantaj değil mi?Ü.Y.: Kesinlikle. Yönetmenimizin en sevdiğim taraflarından biri bize oyun alanı bırakmasıydı. Her şeyi milim milim tarif eden bir çalışma değildi. “Deneyin, bakalım ne çıkacak?” diyordu. Böyle olunca yazılmayan ama sahnede doğan birçok güzel an ortaya çıktı.Ö.B.: Partnerinizle uyum yakalayınca küçücük bir doğaçlamanın bile büyüyüp büyümeyeceğini hemen hissediyorsunuz. Biz Ünal’la bunu çok kolay yakaladık. Hatta karı-koca ilişkimizin dinamiği prova sırasında kendiliğinden oluştu. Benim karakterim biraz daha baskın, Ünal’ın canlandırdığı Kamil ise daha naif bir yere oturdu. Buna oturup karar vermedik; oynarken kendiliğinden gelişti. Yönetmenimiz de bunu görünce hikâyede daha fazla besledi.‘Baş Başa’ aslında günümüz dünyasında hepimizin teknolojiyle imtihanını ironik bir gözle anlatıyor. Siz kendi ifadenizle nasıl anlatırsınız?Ö.B.: Teknolojinin tam ortasında yaşayan ama sıcak ilişkilerini kaybetmemeye çalışan insanların hikâyesi. Aslında teknolojiye karşı bir iş değil bu. Çünkü artık teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Telefon kullanmıyorum deme şansımız bile kalmadı. Toplu taşımaya binerken bile telefon okutarak biniyoruz. Ama bütün bu dijital dünyanın içinde hâlâ gerçek ilişkiler kurulabileceğini anlatıyor ‘Baş Başa’.Ü.Y.: Teknoloji burada sadece bir araç. Asıl mesele insanlar arasındaki iletişim. Dünyanın en gelişmiş cihazını da kullansanız, samimiyet yoksa hiçbir anlamı kalmıyor. Sözcüklerimiz, duygularımız aynı. Önemli olan onları nasıl aktardığımız.SADECE KOMEDİ DEĞİL İÇİNDE HÜZÜN DE VARBirçok anlamda uzakları yakın ediyor, değil mi?Ö.B.: Bir taraftan da ilginç bir çelişki var aslında. Hem uzakları yakın ediyor hem de yakınlarımızı uzaklaştırıyor. Ben Avustralya’daki ablamla her gün konuşabiliyorum. Ama aynı koltukta oturan insanlar bazen birbirlerine bakmak yerine birbirlerine video gönderiyor. Bazen de yan yana oturanları uzaklaştırıyor. Dizi tam da bu dengeyi anlatıyor.“Bir oyuncu için güldürmek her zaman daha zor” fikrine katılıyor musunuz?Ü.Y.: Tiyatroda bunun cevabını anında alırsınız. Seyirci güldü mü, ağladı mı hemen görürsünüz. Ama kamera önünde işler farklı. Siz çekiyorsunuz; sonra kurgu, müzik, renk, ritim derken ortaya bambaşka bir bütün çıkıyor. Dolayısıyla biz sette doğru hissettiğimiz şeyi yapıyoruz ama karşılığını ancak izleyiciyle buluşunca görebiliyoruz.Ö.B.: Bir de ‘Baş Başa’ sadece komedi değil. İçinde aile ilişkileri, kırgınlıklar, hüzün de var. Senaryoyu okurken bazı yerlerde “Şimdi ağlıyor muyuz?” dediğimiz çok oldu. Hayat gibi… Bazen kahkaha attığınız bir anın hemen ardından sizi duygulandıran bir şey yaşayabiliyorsunuz.

Doğaçlamaya alan tanınması da oyuncu için bir avantaj değil mi?

Ü.Y.: Kesinlikle. Yönetmenimizin en sevdiğim taraflarından biri bize oyun alanı bırakmasıydı. Her şeyi milim milim tarif eden bir çalışma değildi. “Deneyin, bakalım ne çıkacak?” diyordu. Böyle olunca yazılmayan ama sahnede doğan birçok güzel an ortaya çıktı.

Ö.B.: Partnerinizle uyum yakalayınca küçücük bir doğaçlamanın bile büyüyüp büyümeyeceğini hemen hissediyorsunuz. Biz Ünal’la bunu çok kolay yakaladık. Hatta karı-koca ilişkimizin dinamiği prova sırasında kendiliğinden oluştu. Benim karakterim biraz daha baskın, Ünal’ın canlandırdığı Kamil ise daha naif bir yere oturdu. Buna oturup karar vermedik; oynarken kendiliğinden gelişti. Yönetmenimiz de bunu görünce hikâyede daha fazla besledi.

‘Baş Başa’ aslında günümüz dünyasında hepimizin teknolojiyle imtihanını ironik bir gözle anlatıyor. Siz kendi ifadenizle nasıl anlatırsınız?

Ö.B.: Teknolojinin tam ortasında yaşayan ama sıcak ilişkilerini kaybetmemeye çalışan insanların hikâyesi. Aslında teknolojiye karşı bir iş değil bu. Çünkü artık teknoloji hayatımızın vazgeçilmez bir parçası. Telefon kullanmıyorum deme şansımız bile kalmadı. Toplu taşımaya binerken bile telefon okutarak biniyoruz. Ama bütün bu dijital dünyanın içinde hâlâ gerçek ilişkiler kurulabileceğini anlatıyor ‘Baş Başa’.

Ü.Y.: Teknoloji burada sadece bir araç. Asıl mesele insanlar arasındaki iletişim. Dünyanın en gelişmiş cihazını da kullansanız, samimiyet yoksa hiçbir anlamı kalmıyor. Sözcüklerimiz, duygularımız aynı. Önemli olan onları nasıl aktardığımız.

SADECE KOMEDİ DEĞİL İÇİNDE HÜZÜN DE VAR

Birçok anlamda uzakları yakın ediyor, değil mi?

Ö.B.: Bir taraftan da ilginç bir çelişki var aslında. Hem uzakları yakın ediyor hem de yakınlarımızı uzaklaştırıyor. Ben Avustralya’daki ablamla her gün konuşabiliyorum. Ama aynı koltukta oturan insanlar bazen birbirlerine bakmak yerine birbirlerine video gönderiyor. Bazen de yan yana oturanları uzaklaştırıyor. Dizi tam da bu dengeyi anlatıyor.

“Bir oyuncu için güldürmek her zaman daha zor” fikrine katılıyor musunuz?

Ü.Y.: Tiyatroda bunun cevabını anında alırsınız. Seyirci güldü mü, ağladı mı hemen görürsünüz. Ama kamera önünde işler farklı. Siz çekiyorsunuz; sonra kurgu, müzik, renk, ritim derken ortaya bambaşka bir bütün çıkıyor. Dolayısıyla biz sette doğru hissettiğimiz şeyi yapıyoruz ama karşılığını ancak izleyiciyle buluşunca görebiliyoruz.

Ö.B.: Bir de ‘Baş Başa’ sadece komedi değil. İçinde aile ilişkileri, kırgınlıklar, hüzün de var. Senaryoyu okurken bazı yerlerde “Şimdi ağlıyor muyuz?” dediğimiz çok oldu. Hayat gibi… Bazen kahkaha attığınız bir anın hemen ardından sizi duygulandıran bir şey yaşayabiliyorsunuz.

Haber Resmi

DAHA İYİ KOŞULLARDA DA İYİ BİR İNSAN OLABİLİRDİM İlk gençliğinize dönme şansınız olsa, yürüdüğünüz yolda çok majör bir değişiklik yapar mıydınız?Ü.Y.: Açıkçası dönmek istemezdim. Çok zor yıllardı. Ekonomik olarak, sosyal olarak… Bugün olduğum yere kolay gelmedim. Elbette yaşadıklarımız bizi şekillendiriyor ama daha iyi koşullarda da iyi bir insan olabilirdim. (Gülüyor)Ö.B.: Ben daha sakin biri olmak isterdim. Duygularımı çok uçlarda yaşayan biriydim. Şimdi bunun üzerinde çalışıyorum; terapiyle, okuyarak, kendimi geliştirerek… Daha çok düşünen, sonra konuşan, sakin insan olma yolundayım.

İlk gençliğinize dönme şansınız olsa, yürüdüğünüz yolda çok majör bir değişiklik yapar mıydınız?

Ü.Y.: Açıkçası dönmek istemezdim. Çok zor yıllardı. Ekonomik olarak, sosyal olarak… Bugün olduğum yere kolay gelmedim. Elbette yaşadıklarımız bizi şekillendiriyor ama daha iyi koşullarda da iyi bir insan olabilirdim. (Gülüyor)

Ö.B.: Ben daha sakin biri olmak isterdim. Duygularımı çok uçlarda yaşayan biriydim. Şimdi bunun üzerinde çalışıyorum; terapiyle, okuyarak, kendimi geliştirerek… Daha çok düşünen, sonra konuşan, sakin insan olma yolundayım.