Döviz
Oyunlar
Olmazsa Olmaz
- Hava Durumu
- Sinemalar
- Kimlik Numarası
- Telefon Rehberi
- Emniyet Genel Müd
- Borsa İstanbul
- F5 Haber
- İstanbul Haritası
- Son Depremler
- Milli Piyango
- SGK Kurumu
- TSK
- Vergi Takvimi
- A.Ö.F. Sonuçları
- PTT Hizmetleri
- Vergi Sorgulama
- Memurlar.net
- KamuAjans
- TTNET
- YÖK
- Şehirlerarası Mesafe
- Karayolları Durumu
- Turkcell
- Vodafone
- Türk Telekom
- Para limanı
- Teknoloji Oku
İş Kariyer
Çelik, AHBAP ve dernek tartışmalarına noktayı koydu: 'İnsan, adını değil vicdanını yaşatmalı'
Son dönemde yardım dernekleri (AHBAP) etrafında yaşanan skandallar gündemdeki yerini korurken, aklıma yıllardır yaptığı iyiliklerle örnek gösterilen çok sevdiğim sanatçı dostum Çelik geldi. Yardım etme motivasyonunun bu gelişmelerden etkilenip etkilenmediğini, yaşananların kendisinde nasıl izler bıraktığını ve iyiliğe bakışını tüm samimiyetiyle anlattı.
ALEV GÜRSOY CİMİNalev.gursoy@posta.com.trSiz yıllardır sessiz sedasız yardım yapan sanatçılardan birisiniz. Deprem döneminde depremzedelerin bakkal borçlarını kapatmanız hâlâ konuşuluyor. Yardım ederken sizi motive eden duygu ne?Her konserimin sonunda “40 senedir bu vatanın toprağından ekmek yedim, bu vatanın evlatlarına hizmet etmek istiyorum. Beni bugünlere getiren Rabb’imin önünde eğiliyor ve seyircilerime teşekkürler ediyorum” şeklinde bir hitabım var. “Halka hizmet Hakka hizmet” düşüncesine gerçekten inanıyorum… Halkın rızasını alma düşüncesi sanırım kalbimi rahat ettiriyor. ‘GÜVEN SARSILDI’Son günlerde yardım dernekleriyle (AHBAP) ilgili ortaya atılan iddialar toplumun güvenini ciddi şekilde sarstı. Siz bu gelişmeleri ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?Coğrafi olarak Batı’da yaşayan Avrupalı birine bu soruyu sorsaydınız, soruyu anlamakta çok zorlanırdı. Orada böyle bir şey olma olasılığı neredeyse sıfırdır. Ancak bunun sebebi bizim halkımızın, özgür olmaması ya da sorumluluk alma bilincine sahip olmayışı ya da örgütlenmeyi becerememesi değil, bize ait bir haslet olan merhamettir. Kurumsal olmak sert bir bürokrasiyi gerektirir, bizim halkımız ise aç birini gördü mü ne bürokrasi ne kurumsallık de kural kalır. Kendi aç kalır, aç olana yedirir! Şimdi bu çok iyi bir şey ama bu iyi olan duygu suistimale de çok açık, olanlar bize onu gösterdi. Halk şimdi bu konuda bir yara daha aldı. Yardım dernekleriyle ilgili haberleri duyduğumda bunları düşündüm. Bu olaylardan çıkaracağımız ders, alacağımız fayda bence tüm halkın ilacı olacaktır… Yani güven sarsıldı mı? Sarsıldı. Halk bunu tecrübe edinirse iyi olur mu? Olur…Bir daha aynı şeyi yaşamamak hepimizin kazancı olur umudunu taşıyorum. Tesellim bu.‘AHBAP’A HİÇ YARDIMDA BULUNMADIM’Aynı dönemin sanatçılarısınız. Haluk Levent'i yıllardır tanıyorsunuz. Bu süreç sizi kişisel olarak da şaşırttı mı?Tanımıyorum fakat gazete okuyan, sektörle biraz ilgisi, bilgisi olan hiç kimse bu haberlere pek de şaşırmaz!Ahbap Derneği'nin çalışmalarına hiç maddi ya da manevi destek verdiniz mi?Hayır.‘KÖTÜ OLAN KÖTÜLÜĞÜNDEN VAZGEÇMİYOR, BİZ NEDEN İYİLİKTEN VAZGEÇELİM?’Deprem döneminde herkes tek yürek olmuştu. O günlerde siz de sahadaydınız. Böyle iddiaların o dayanışma ruhuna zarar verdiğini düşünüyor musunuz?Hayır. İyilik, ilahi bir güçtür, tanrısaldır yani evrenseldir, var oluşsaldır… Yani varlığın doğasında vardır, ortadan kaldırılamaz. Kötülük bir tercih meselesidir. Yani beşer işidir… İlahi olan kaybolmaz, beşerî olan her zaman yenilmeye mahkûm. Kötü olan kötülüğünden vazgeçmiyor, biz neden iyilikten vazgeçelim? Kısacası dayanışma ruhu ortadan kalkmaz, iddialar da dayanışma ruhuna zarar veremez…En çok üzüldüğünüz nokta ne oldu? İhtiyaç sahipleri mi, bağış yapan insanlar mı yoksa güven duygusunun zedelenmesi mi?Böyle örnekler yaşandığında ihtiyaç sahipleriyle hayırseverler arasında kurulan o kutsal gönül bağının zedelendiğini hissediyor ve buna gerçekten üzülüyorum. Çünkü güven, iyiliğin en kıymetli taşıyıcısıdır.Sizce birkaç kötü örnek yüzünden gerçekten dürüst çalışan yardım kuruluşları da zarar görüyor mu?Halkımız çok büyük bir felaket atlattı ve yaralar hâlâ da sarılıyor. Diyemem ki kolay bir süreç ama hâlâ yaralarının sarılmaya devam ettiği bu zor günlerde, devletimizin sütunları olan kurumlarının birkaç iddia ya da olumsuz örnek yüzünden zarar göreceğine inanmıyorum. Devleti devlet yapan, ayakta tutan, devletimizin temeli olan bu kurumlardır. Elbette varsa yanlış yapana, hukuk gereğini yapar… Milletimizin sağduyusuna da devletimizin kurumlarına da güveniyorum. Asıl önemli olan, bu zor günlerde dayanışma ruhunu korumak ve iyiliği büyütmeye devam etmektir.
ALEV GÜRSOY CİMİN
alev.gursoy@posta.com.tr
Siz yıllardır sessiz sedasız yardım yapan sanatçılardan birisiniz. Deprem döneminde depremzedelerin bakkal borçlarını kapatmanız hâlâ konuşuluyor. Yardım ederken sizi motive eden duygu ne?
Her konserimin sonunda “40 senedir bu vatanın toprağından ekmek yedim, bu vatanın evlatlarına hizmet etmek istiyorum. Beni bugünlere getiren Rabb’imin önünde eğiliyor ve seyircilerime teşekkürler ediyorum” şeklinde bir hitabım var. “Halka hizmet Hakka hizmet” düşüncesine gerçekten inanıyorum… Halkın rızasını alma düşüncesi sanırım kalbimi rahat ettiriyor.
‘GÜVEN SARSILDI’
Son günlerde yardım dernekleriyle (AHBAP) ilgili ortaya atılan iddialar toplumun güvenini ciddi şekilde sarstı. Siz bu gelişmeleri ilk duyduğunuzda ne hissettiniz?
Coğrafi olarak Batı’da yaşayan Avrupalı birine bu soruyu sorsaydınız, soruyu anlamakta çok zorlanırdı. Orada böyle bir şey olma olasılığı neredeyse sıfırdır. Ancak bunun sebebi bizim halkımızın, özgür olmaması ya da sorumluluk alma bilincine sahip olmayışı ya da örgütlenmeyi becerememesi değil, bize ait bir haslet olan merhamettir. Kurumsal olmak sert bir bürokrasiyi gerektirir, bizim halkımız ise aç birini gördü mü ne bürokrasi ne kurumsallık de kural kalır. Kendi aç kalır, aç olana yedirir! Şimdi bu çok iyi bir şey ama bu iyi olan duygu suistimale de çok açık, olanlar bize onu gösterdi. Halk şimdi bu konuda bir yara daha aldı. Yardım dernekleriyle ilgili haberleri duyduğumda bunları düşündüm. Bu olaylardan çıkaracağımız ders, alacağımız fayda bence tüm halkın ilacı olacaktır… Yani güven sarsıldı mı? Sarsıldı. Halk bunu tecrübe edinirse iyi olur mu? Olur…Bir daha aynı şeyi yaşamamak hepimizin kazancı olur umudunu taşıyorum. Tesellim bu.
‘AHBAP’A HİÇ YARDIMDA BULUNMADIM’
Aynı dönemin sanatçılarısınız. Haluk Levent'i yıllardır tanıyorsunuz. Bu süreç sizi kişisel olarak da şaşırttı mı?
Tanımıyorum fakat gazete okuyan, sektörle biraz ilgisi, bilgisi olan hiç kimse bu haberlere pek de şaşırmaz!
Ahbap Derneği'nin çalışmalarına hiç maddi ya da manevi destek verdiniz mi?
Hayır.
‘KÖTÜ OLAN KÖTÜLÜĞÜNDEN VAZGEÇMİYOR, BİZ NEDEN İYİLİKTEN VAZGEÇELİM?’
Deprem döneminde herkes tek yürek olmuştu. O günlerde siz de sahadaydınız. Böyle iddiaların o dayanışma ruhuna zarar verdiğini düşünüyor musunuz?
Hayır. İyilik, ilahi bir güçtür, tanrısaldır yani evrenseldir, var oluşsaldır… Yani varlığın doğasında vardır, ortadan kaldırılamaz. Kötülük bir tercih meselesidir. Yani beşer işidir… İlahi olan kaybolmaz, beşerî olan her zaman yenilmeye mahkûm. Kötü olan kötülüğünden vazgeçmiyor, biz neden iyilikten vazgeçelim? Kısacası dayanışma ruhu ortadan kalkmaz, iddialar da dayanışma ruhuna zarar veremez…
En çok üzüldüğünüz nokta ne oldu? İhtiyaç sahipleri mi, bağış yapan insanlar mı yoksa güven duygusunun zedelenmesi mi?
Böyle örnekler yaşandığında ihtiyaç sahipleriyle hayırseverler arasında kurulan o kutsal gönül bağının zedelendiğini hissediyor ve buna gerçekten üzülüyorum. Çünkü güven, iyiliğin en kıymetli taşıyıcısıdır.
Sizce birkaç kötü örnek yüzünden gerçekten dürüst çalışan yardım kuruluşları da zarar görüyor mu?
Halkımız çok büyük bir felaket atlattı ve yaralar hâlâ da sarılıyor. Diyemem ki kolay bir süreç ama hâlâ yaralarının sarılmaya devam ettiği bu zor günlerde, devletimizin sütunları olan kurumlarının birkaç iddia ya da olumsuz örnek yüzünden zarar göreceğine inanmıyorum. Devleti devlet yapan, ayakta tutan, devletimizin temeli olan bu kurumlardır. Elbette varsa yanlış yapana, hukuk gereğini yapar… Milletimizin sağduyusuna da devletimizin kurumlarına da güveniyorum. Asıl önemli olan, bu zor günlerde dayanışma ruhunu korumak ve iyiliği büyütmeye devam etmektir.
‘İYİLİĞİN KENDİSİNE OLAN İNANCIMI HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEDİM’Artık insanlar yardım yaparken "Acaba gerçekten yerine ulaşıyor mu?" diye düşünüyor. Siz de böyle bir endişe yaşamaya başladınız mı?“Her şerde bir hayır vardır” derler. İyiliğin kendisine olan inancımı hiçbir zaman kaybetmedim. Birkaç olumsuzluk yüzünden insanların yardımlaşma duygusunun zayıflamasını da istemem. Tam tersine bu yaşananların iyiliği daha sağlam temeller üzerine inşa etmemize vesile olmasını umut ediyorum.Bundan sonra yardım yapma şeklinizi değiştirir misiniz?İyilik benim için bir refleks değil, bir yaşam biçimi. Benim dünyam başkalarının gündem ya da haberleri ile değil, vicdanımla şekilleniyor. İmkânım olduğu sürece de yardım etmeye devam edeceğim. Durmak yok, yola devam!Siz zaten yıllardır yardımlarınızı doğrudan insanlara ulaştırmayı tercih ediyorsunuz. Bunun sebebi tam da bu güvensizlik miydi?Ben kendim gözümle gördüğüm, gönlüme dokunan, derdini dinleyebildiğim, bizzat dokunabildiğim ihtiyaç sahiplerine ulaşmayı tercih ettim hep. Halden anlamak için hali görmek gerekir. Bu nedenle kendim ulaşmayı doğru buluyorum.‘İYİLİĞİN REKLAMI OLMAZ’Yardım yaparken isminizin duyulmasını istemeyen sanatçılardansınız. Sizce iyiliğin reklamı olur mu?İyiliğin reklamı olmaz. Eğer iyiliğin arkasındaki niyet bir çıkar sağlamaksa, o zaman zaten konuştuğumuz şey iyilik olmaktan çıkar. Ancak' bir başka gerçekle de karşı karşıyayız. Bugün kötülüğün yayılmasına çoğu zaman göz yumulurken, iyilik görünür olduğunda buna hemen “Reklam” deniliyor. Hannah Arendt'in ‘Kötülüğün Sıradanlığı’ eserinde anlattığı gibi kötülük bazen öylesine kanıksanıyor ki iyilik görünür olunca rahatsızlık uyandırabiliyor. Ben buna katılmıyorum. Eğer yapılan bir iyilik, başka insanların da iyilik yapmasına vesile oluyorsa bu bir reklam değil, iyiliğin çoğalmasıdır. İyilik bulaşıcıdır, merhamet de öyledir. Bugün Cadılar Bayramı kutlamalarını “modernlik” diye alkışlayıp, kendi kültürümüzün, ramazanın, paylaşmanın, infakın ve dayanışmanın görünür olmasını “reklam” diye küçümsemeyi doğru bulmuyorum. Biz geleneğimizi, örfümüzü, adetimizi en önemlisi de iyilik ve merhamet kültürümüzü yaşatacağız. Çünkü bu toprakları ayakta tutan tarih boyunca birbirimize uzattığımız eldir. Ve evet... İyilikte yarışacağız. Komşumuz açken de tok uyumayacağız. Çünkü insanların birbirine örnek olduğu tek yarış, kazananı herkes olan yarıştır.‘YARDIMLAŞMAYI İNSAN EVLADINA BAKAR GİBİ YAPMALI’Bir sanatçı yardım yaparken nelere dikkat etmeli?“Ameller niyete bağlıdır” derler. Bence en önemlisi niyettir. Çünkü niyet doğruysa, yöntem de zamanla en doğrusunu bulur. İnsan kendi evladına bakar gibi yardım yapmalı “Acaba doğru mu yapıyorum?” diye dikkatli değil, şefkatle yaklaşmalı. Yardımlaşma da böyledir. Önce şefkat gelir, gerisi onun arkasından gelir.
‘İYİLİĞİN KENDİSİNE OLAN İNANCIMI HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEDİM’
Artık insanlar yardım yaparken "Acaba gerçekten yerine ulaşıyor mu?" diye düşünüyor. Siz de böyle bir endişe yaşamaya başladınız mı?
“Her şerde bir hayır vardır” derler. İyiliğin kendisine olan inancımı hiçbir zaman kaybetmedim. Birkaç olumsuzluk yüzünden insanların yardımlaşma duygusunun zayıflamasını da istemem. Tam tersine bu yaşananların iyiliği daha sağlam temeller üzerine inşa etmemize vesile olmasını umut ediyorum.
Bundan sonra yardım yapma şeklinizi değiştirir misiniz?
İyilik benim için bir refleks değil, bir yaşam biçimi. Benim dünyam başkalarının gündem ya da haberleri ile değil, vicdanımla şekilleniyor. İmkânım olduğu sürece de yardım etmeye devam edeceğim. Durmak yok, yola devam!
Siz zaten yıllardır yardımlarınızı doğrudan insanlara ulaştırmayı tercih ediyorsunuz. Bunun sebebi tam da bu güvensizlik miydi?
Ben kendim gözümle gördüğüm, gönlüme dokunan, derdini dinleyebildiğim, bizzat dokunabildiğim ihtiyaç sahiplerine ulaşmayı tercih ettim hep. Halden anlamak için hali görmek gerekir. Bu nedenle kendim ulaşmayı doğru buluyorum.
‘İYİLİĞİN REKLAMI OLMAZ’
Yardım yaparken isminizin duyulmasını istemeyen sanatçılardansınız. Sizce iyiliğin reklamı olur mu?
İyiliğin reklamı olmaz. Eğer iyiliğin arkasındaki niyet bir çıkar sağlamaksa, o zaman zaten konuştuğumuz şey iyilik olmaktan çıkar. Ancak' bir başka gerçekle de karşı karşıyayız. Bugün kötülüğün yayılmasına çoğu zaman göz yumulurken, iyilik görünür olduğunda buna hemen “Reklam” deniliyor. Hannah Arendt'in ‘Kötülüğün Sıradanlığı’ eserinde anlattığı gibi kötülük bazen öylesine kanıksanıyor ki iyilik görünür olunca rahatsızlık uyandırabiliyor. Ben buna katılmıyorum. Eğer yapılan bir iyilik, başka insanların da iyilik yapmasına vesile oluyorsa bu bir reklam değil, iyiliğin çoğalmasıdır. İyilik bulaşıcıdır, merhamet de öyledir. Bugün Cadılar Bayramı kutlamalarını “modernlik” diye alkışlayıp, kendi kültürümüzün, ramazanın, paylaşmanın, infakın ve dayanışmanın görünür olmasını “reklam” diye küçümsemeyi doğru bulmuyorum. Biz geleneğimizi, örfümüzü, adetimizi en önemlisi de iyilik ve merhamet kültürümüzü yaşatacağız. Çünkü bu toprakları ayakta tutan tarih boyunca birbirimize uzattığımız eldir. Ve evet... İyilikte yarışacağız. Komşumuz açken de tok uyumayacağız. Çünkü insanların birbirine örnek olduğu tek yarış, kazananı herkes olan yarıştır.
‘YARDIMLAŞMAYI İNSAN EVLADINA BAKAR GİBİ YAPMALI’
Bir sanatçı yardım yaparken nelere dikkat etmeli?
“Ameller niyete bağlıdır” derler. Bence en önemlisi niyettir. Çünkü niyet doğruysa, yöntem de zamanla en doğrusunu bulur. İnsan kendi evladına bakar gibi yardım yapmalı “Acaba doğru mu yapıyorum?” diye dikkatli değil, şefkatle yaklaşmalı. Yardımlaşma da böyledir. Önce şefkat gelir, gerisi onun arkasından gelir.
‘BU KADAR DENEYİMDEN SONRA BİZ NEDEN HALA KANDIRILIYORUZ?’Böylesine büyük bir skandaldan sonra insanlar tekrar yardım kuruluşlarına güvenebilir mi?Sülün Osman, Banker Kastelli, Selçuk Parsadan, Jet Fadıl, Tosuncuk…Say say bitmez, asıl soru şu olmalı değil mi? “Bu kadar deneyimden sonra biz neden hala kandırılıyoruz?” Yani bize de biraz sorumluluk düşmüyor mu?‘DERNEK KURMAM, İYİLİĞİN BİR TABELAYA İHTİYACI OLDUĞUNA İNANMIYORUM’Bir gün kendi adınıza bir vakıf ya da dernek kurmayı hiç düşündünüz mü? Eğer düşündüyseniz, yaşananlardan sonra bu fikir sizde tamamen bitti mi?Geçtiğimiz süreç içinde, Ödemiş yangınlarında su, ramazanda Hatay’da erzak, Adıyaman’da Kurban Bayramı’nda kestirdiğimiz kurbanların etlerini bizzat kendi elimle dağıttım, bakkal borçlarını kapattım, bazen Samsun’da bizzat katıldığım eylemlerle çöp toplayarak bazen de İstanbul’da pazarda banyo lifi satarak halk ile tamamen sahada bulundum. Uzaktan ahkam kesmedim. Yardımı, erzağı, kurbanı etini, kendi elimle poşetlerle dağıttım, çöpe kendim girdim. Bir başka röportajda da bana bu soru sorulmuştu. Hatta örnek olarak Ahbap Derneği de zikredilmişti. Ben de hiç düşünmeden, çok net bir şekilde “Hayır” demiştim. Aslında o “Hayır” pek çok sorunun da cevabıydı. Ben hiçbir zaman iyiliği kendi adımla kurumsallaştırmayı hedeflemedim. Böyle bir hayalim de olmadı. İyiliğin bir tabelaya ihtiyacı olduğuna inanmıyorum. İnsan, adını yaşatmak için değil, vicdanını yaşatmak için iyilik yapmalı.Siz olsanız yardım sistemini nasıl kurardınız?Açıkçası yardım sistemi kurmayı tercih etmem. Yardım edilecek koşulların ortadan kaldırılmasını daha doğru buluyorum. Viktor Hugo'nun çok sevdiğim bir sözü vardır: “Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk. Bu yüzden anlaşamıyoruz.” Benim bakış açım da buna çok yakın. Elbette yardımlaşma, merhamet ve dayanışma her zaman olmalıdır, olacaktır ama asıl hedef, yardıma muhtaç olunmayan bir düzen kurabilmek olmalıdır. Bunu da sadece siyasi partilerden, siyasetçilerden ya da milletvekillerinden bekleyerek çözemeyiz. Suçu sadece siyasete yüklemek kolaydır ama çözüm üretmez. Halkın tabanından, halkın bizzat kendisinden başlayan bir talep, ortak bir vicdan ve ortak bir irade oluştuğunda siyaset de buna kayıtsız kalamaz. Benim hayalim, yardım kuruluşlarının daha çok büyüdüğü bir dünya değil, yardım kuruluşlarına duyulan ihtiyacın her geçen gün azaldığı bir dünya.Bugün biri sizden büyük bir yardım kampanyasına destek olmanızı istese eskisi kadar rahat "evet" diyebilir misiniz?Bu “biri” kim ona bağlı?‘BAZI ANLAR ÖMÜR BOYU AKLINDAN ÇIKMIYOR’Yardım ederken en unutamadığınız an hangisiydi?Aslında tek bir an söylemem çok zor. Çünkü insanın vicdanına dokunan bazı anlar ömür boyu aklından çıkmıyor. Mesela deprem bölgesinde aç olduğunu söyleyen bir öğretmen, kendisine uzatılan yardımı alırken, "Ancak bizden daha aç biri varsa onun hakkına girmeyelim" demişti. O cümleyi hiç unutamadım. Yokluğun içinde bile başkasını düşünebilmek, insanlığın en güzel tarafıdır. Bir başka gün, eşi cezaevinde olan bir hanımefendinin birikmiş bakkal borcunu kapatmıştık. Bakkala, "Bir telefon açın da öğrensin, sevinsin" dedim. Bana, "Abi şimdi borcu için arıyoruz zanneder, rahatsız etmeyelim" dedi. O cümlede hem yoksulluğun mahcubiyeti hem de insan onuruna duyulan saygı vardı. Beni çok etkilemişti. Bir başka hatıram da Urfa'dan... Bir köy bakkalına, "Bu borçlar ne zamandır ödenmiyor?" diye sordum. "İki senedir" dedi. Ben de şaşırıp, "İki senedir para almadan bu dükkânı nasıl döndürüyorsun?" diye sordum. Bana sadece şunu söyledi: "Ne yapayım... Sadece ekmek alabiliyorlar, onu da mı vermeyeyim?"İşte benim "ihtiyaç sahibi" dediğim insanlar bunlar. Lüksün peşinde koşanlar değil, evine sadece temel ihtiyaçlarını götürebilmek için veresiye yazdırmak zorunda kalan insanlar. Ve en önemlisi yetimler.
‘BU KADAR DENEYİMDEN SONRA BİZ NEDEN HALA KANDIRILIYORUZ?’
Böylesine büyük bir skandaldan sonra insanlar tekrar yardım kuruluşlarına güvenebilir mi?
Sülün Osman, Banker Kastelli, Selçuk Parsadan, Jet Fadıl, Tosuncuk…Say say bitmez, asıl soru şu olmalı değil mi? “Bu kadar deneyimden sonra biz neden hala kandırılıyoruz?” Yani bize de biraz sorumluluk düşmüyor mu?
‘DERNEK KURMAM, İYİLİĞİN BİR TABELAYA İHTİYACI OLDUĞUNA İNANMIYORUM’
Bir gün kendi adınıza bir vakıf ya da dernek kurmayı hiç düşündünüz mü? Eğer düşündüyseniz, yaşananlardan sonra bu fikir sizde tamamen bitti mi?
Geçtiğimiz süreç içinde, Ödemiş yangınlarında su, ramazanda Hatay’da erzak, Adıyaman’da Kurban Bayramı’nda kestirdiğimiz kurbanların etlerini bizzat kendi elimle dağıttım, bakkal borçlarını kapattım, bazen Samsun’da bizzat katıldığım eylemlerle çöp toplayarak bazen de İstanbul’da pazarda banyo lifi satarak halk ile tamamen sahada bulundum. Uzaktan ahkam kesmedim. Yardımı, erzağı, kurbanı etini, kendi elimle poşetlerle dağıttım, çöpe kendim girdim. Bir başka röportajda da bana bu soru sorulmuştu. Hatta örnek olarak Ahbap Derneği de zikredilmişti. Ben de hiç düşünmeden, çok net bir şekilde “Hayır” demiştim. Aslında o “Hayır” pek çok sorunun da cevabıydı. Ben hiçbir zaman iyiliği kendi adımla kurumsallaştırmayı hedeflemedim. Böyle bir hayalim de olmadı. İyiliğin bir tabelaya ihtiyacı olduğuna inanmıyorum. İnsan, adını yaşatmak için değil, vicdanını yaşatmak için iyilik yapmalı.
Siz olsanız yardım sistemini nasıl kurardınız?
“Siz yardım edilmiş yoksullar istiyorsunuz, biz ise ortadan kaldırılmış yoksulluk. Bu yüzden anlaşamıyoruz.”
Bugün biri sizden büyük bir yardım kampanyasına destek olmanızı istese eskisi kadar rahat "evet" diyebilir misiniz?
Bu “biri” kim ona bağlı?
‘BAZI ANLAR ÖMÜR BOYU AKLINDAN ÇIKMIYOR’
Yardım ederken en unutamadığınız an hangisiydi?
"Ne yapayım... Sadece ekmek alabiliyorlar, onu da mı vermeyeyim?"
İşte benim "ihtiyaç sahibi" dediğim insanlar bunlar. Lüksün peşinde koşanlar değil, evine sadece temel ihtiyaçlarını götürebilmek için veresiye yazdırmak zorunda kalan insanlar. Ve en önemlisi yetimler.
‘HALK, SANATÇI DEĞİL, SANATÇIDA GÖRDÜĞÜ DEĞERİ SEVER’İnsanlar sizi sadece şarkılarınızla değil, vicdanınızla da seviyor. Bu sorumluluk bazen üzerinizde yük oluşturuyor mu?Benim bu sanatçıya duyulan sevgi ve saygı konusunda düşüncem biraz farklı. “Beni sizler yarattınız” sendromu üzerinden gidersek yaratılan durum ortada ve izaha da muhtaç. Bu açıklamayı yapıyorum ki kim hangi sanatçıya niye destek veriyor, biletini satın alıp konserine gittiği sanatçının taşıdığı değerler neler, iyice anlaşılsın ve halk bir sanatçıyı desteklediğinde, ona değer verdiğinde aslında neyi destekliyor olduğunun bilincinde olunsun. Halk, sanatçı değil, sanatçıda gördüğü değeri sever. Bu değer de adalet, merhamet, cesaret, sadakat, vefa gibi halkın kendi öz değeridir, kültürüdür. Yani halk, bir dizi filmde adaleti sağlayan eden bir karakteri sevdiğinde, sanatçının bedenini değil, sanatçının canlandırdığı, can verdiği temel nitelik olan adalet, merhamet, cesaret, sadakat, vefa gibi değerleri destekler. Bu bağlamda aslında halk sanatçıyı değil kendini, kendindeki değerleri sever.‘KUSUR EDERSE HALK, SOSYAL MEDYADA LİNÇ EDER’Bunun ispatı ne?Halk bu anlamda baş üstünde tuttuğu, sevdiği sanatçı bir kusur ettiğindeyani temsil ettiği role aykırı bir fiili yani kötülüğü gerçek hayatta yaparsa, onu yücelten halk, sosyal medyada onu lime lime doğrar ve linç eder. O zaman linç edilen adalet midir toksa adaletli rolü yapanı mı? Yani halkımız şarkılarımızda yaşayan değerleri seviyor, bizde gördüğü ve destekleyip var ettiği, alkışladığı aslında kendi vicdanıdır, kendi değerleridir, halk sanatçısında kendini görür ve onu duyar. Bu da sanatçıda yük yapmaz, sanatçı bu enerji ile beslenir ve daha iyi olma umuduna yolculuk eder.90'lar denince akla gelen ilk isimlerden birisiniz. Sizce o dönemi bu kadar unutulmaz yapan neydi?Biz sadece bir dönemin müziğini yapmadık; insanların ilk aşklarına, ayrılıklarına, umutlarına, hayallerine eşlik ettik. Bugün hâlâ o şarkılar çaldığında insanların gözlerinin dolmasının sebebi de bu.‘SAMİMİYETİN YERİNİ HİÇBİR TEKNOLOJİ, HİÇBİR FORMÜL DOLDURMUYOR’Aradan yıllar geçti ama şarkılarınız hâlâ ezbere söyleniyor. Bunun sırrı sizce ne?Müzik ruhun gıdasıdır. Bir şarkı sadece kulağa değil, kalbe de dokunabiliyorsa yıllara meydan okur. Bugün çok başarılı prodüksiyonlar yapılıyor ama her şey teknikle açıklanamaz. Samimiyetin yerini hiçbir teknoloji, hiçbir formül doldurmuyor. Neoliberal dünyanın hızla tüketilen müzik anlayışı, çoğu zaman ruhu beslemek yerine anı tüketiyor. 90'ların şarkılarını üreten kuşak ise henüz neoliberal ekonominin ve tüketim kültürünün bugünkü baskısını yaşamamıştı. Belki de bu yüzden şarkılar önce piyasa için değil, insan için yapılıyordu. Önce duygu vardı.Bugün sahneye çıktığınızda üç kuşağın aynı anda size eşlik ettiğini görüyor musunuz?Evet! Özellikle önceki yapım firmamdan ayrılıp, kendimi daha özgür ve daha doğru ifade edebildiğim yeni bir yola girdikten sonra, son dönemde verdiğim hemen her konserde bunu çok net görüyorum. Ancak bu bir günde olmadı, son iki yılda ekibimle birlikte çok büyük emek verdik. İşimize yatırım yaptık, sabırla çalıştık, inandığımız yoldan vazgeçmedik. Ve bugün, o emeklerin, ektiğimiz tohumların hasadını toplamanın onurunu yaşıyoruz.İlk çıktığınız günkü Çelik ile bugünkü Çelik arasında en büyük fark ne?Artık iddialarım yok, hüküm vermiyorum yani derler ya “Büyük lokma yemiyorum, büyük konuşmuyorum.” Gerek de yok, artık konuşmak istemiyorum, boş konuşmak hiç istemiyorum. Çelik böyle daha iyi, böyle daha güzel. Yani sizin anlayacağınız; artık devir değişti, e tabi Çelik de değişti.Hiç "İyi ki bu şarkıyı söylemişim" dediğiniz eser hangisi?Öyle bir Geçer Zaman ki… Erkin Baba’ya selam olsun.Peki “Keşke söylemeseydim” dediğiniz bir şarkınız var mı?Benim şahane şarkılarım var, böyle bir şey hiç aklıma gelmedi. Böyle bir düşünce kendi varlığımı inkâr etmek gibi bir şey olurSosyal medya mı yetenekten daha önemli hale geldi?Yetenek hâlâ esastır ama yetenekle görünür olmak artık aynı şey değil. Çok yetenekli olup hiç tanınmayan insanlar da var, çok tanınmasına rağmen geride kalıcı bir eser bırakamayan insanlar da. Sosyal medya bir araç, amaç değil. İyi kullanılırsa sanatçıyla dinleyicisi arasında güçlü bir köprü kuruyor. Ancak tek başına kalıcılık sağlamaz. Bugün sosyal medyada milyonlarca kez izlenen bir içerik, birkaç hafta sonra unutulabiliyor ama aradan 3-40 yıl geçmesine rağmen hâlâ söylenen bir şarkıyı sosyal medya değil, ruh, samimiyet ve eserin kendisi yaşatıyor.
‘HALK, SANATÇI DEĞİL, SANATÇIDA GÖRDÜĞÜ DEĞERİ SEVER’
İnsanlar sizi sadece şarkılarınızla değil, vicdanınızla da seviyor. Bu sorumluluk bazen üzerinizde yük oluşturuyor mu?
Benim bu sanatçıya duyulan sevgi ve saygı konusunda düşüncem biraz farklı. “Beni sizler yarattınız” sendromu üzerinden gidersek yaratılan durum ortada ve izaha da muhtaç. Bu açıklamayı yapıyorum ki kim hangi sanatçıya niye destek veriyor, biletini satın alıp konserine gittiği sanatçının taşıdığı değerler neler, iyice anlaşılsın ve halk bir sanatçıyı desteklediğinde, ona değer verdiğinde aslında neyi destekliyor olduğunun bilincinde olunsun. Halk, sanatçı değil, sanatçıda gördüğü değeri sever. Bu değer de adalet, merhamet, cesaret, sadakat, vefa gibi halkın kendi öz değeridir, kültürüdür. Yani halk, bir dizi filmde adaleti sağlayan eden bir karakteri sevdiğinde, sanatçının bedenini değil, sanatçının canlandırdığı, can verdiği temel nitelik olan adalet, merhamet, cesaret, sadakat, vefa gibi değerleri destekler. Bu bağlamda aslında halk sanatçıyı değil kendini, kendindeki değerleri sever.
‘KUSUR EDERSE HALK, SOSYAL MEDYADA LİNÇ EDER’
Bunun ispatı ne?
Halk bu anlamda baş üstünde tuttuğu, sevdiği sanatçı bir kusur ettiğindeyani temsil ettiği role aykırı bir fiili yani kötülüğü gerçek hayatta yaparsa, onu yücelten halk, sosyal medyada onu lime lime doğrar ve linç eder. O zaman linç edilen adalet midir toksa adaletli rolü yapanı mı? Yani halkımız şarkılarımızda yaşayan değerleri seviyor, bizde gördüğü ve destekleyip var ettiği, alkışladığı aslında kendi vicdanıdır, kendi değerleridir, halk sanatçısında kendini görür ve onu duyar. Bu da sanatçıda yük yapmaz, sanatçı bu enerji ile beslenir ve daha iyi olma umuduna yolculuk eder.
90'lar denince akla gelen ilk isimlerden birisiniz. Sizce o dönemi bu kadar unutulmaz yapan neydi?
Biz sadece bir dönemin müziğini yapmadık; insanların ilk aşklarına, ayrılıklarına, umutlarına, hayallerine eşlik ettik. Bugün hâlâ o şarkılar çaldığında insanların gözlerinin dolmasının sebebi de bu.
‘SAMİMİYETİN YERİNİ HİÇBİR TEKNOLOJİ, HİÇBİR FORMÜL DOLDURMUYOR’
Aradan yıllar geçti ama şarkılarınız hâlâ ezbere söyleniyor. Bunun sırrı sizce ne?
Müzik ruhun gıdasıdır. Bir şarkı sadece kulağa değil, kalbe de dokunabiliyorsa yıllara meydan okur. Bugün çok başarılı prodüksiyonlar yapılıyor ama her şey teknikle açıklanamaz. Samimiyetin yerini hiçbir teknoloji, hiçbir formül doldurmuyor. Neoliberal dünyanın hızla tüketilen müzik anlayışı, çoğu zaman ruhu beslemek yerine anı tüketiyor. 90'ların şarkılarını üreten kuşak ise henüz neoliberal ekonominin ve tüketim kültürünün bugünkü baskısını yaşamamıştı. Belki de bu yüzden şarkılar önce piyasa için değil, insan için yapılıyordu. Önce duygu vardı.
Bugün sahneye çıktığınızda üç kuşağın aynı anda size eşlik ettiğini görüyor musunuz?
Evet! Özellikle önceki yapım firmamdan ayrılıp, kendimi daha özgür ve daha doğru ifade edebildiğim yeni bir yola girdikten sonra, son dönemde verdiğim hemen her konserde bunu çok net görüyorum. Ancak bu bir günde olmadı, son iki yılda ekibimle birlikte çok büyük emek verdik. İşimize yatırım yaptık, sabırla çalıştık, inandığımız yoldan vazgeçmedik. Ve bugün, o emeklerin, ektiğimiz tohumların hasadını toplamanın onurunu yaşıyoruz.
İlk çıktığınız günkü Çelik ile bugünkü Çelik arasında en büyük fark ne?
Artık iddialarım yok, hüküm vermiyorum yani derler ya “Büyük lokma yemiyorum, büyük konuşmuyorum.” Gerek de yok, artık konuşmak istemiyorum, boş konuşmak hiç istemiyorum. Çelik böyle daha iyi, böyle daha güzel. Yani sizin anlayacağınız; artık devir değişti, e tabi Çelik de değişti.
Hiç "İyi ki bu şarkıyı söylemişim" dediğiniz eser hangisi?
Öyle bir Geçer Zaman ki… Erkin Baba’ya selam olsun.
Peki “Keşke söylemeseydim” dediğiniz bir şarkınız var mı?
Benim şahane şarkılarım var, böyle bir şey hiç aklıma gelmedi. Böyle bir düşünce kendi varlığımı inkâr etmek gibi bir şey olur
Sosyal medya mı yetenekten daha önemli hale geldi?
Yetenek hâlâ esastır ama yetenekle görünür olmak artık aynı şey değil. Çok yetenekli olup hiç tanınmayan insanlar da var, çok tanınmasına rağmen geride kalıcı bir eser bırakamayan insanlar da. Sosyal medya bir araç, amaç değil. İyi kullanılırsa sanatçıyla dinleyicisi arasında güçlü bir köprü kuruyor. Ancak tek başına kalıcılık sağlamaz. Bugün sosyal medyada milyonlarca kez izlenen bir içerik, birkaç hafta sonra unutulabiliyor ama aradan 3-40 yıl geçmesine rağmen hâlâ söylenen bir şarkıyı sosyal medya değil, ruh, samimiyet ve eserin kendisi yaşatıyor.
‘EKSİK GÖRMENİN DE SENDROM OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM’Genç sanatçılara baktığınızda en büyük eksik sizce ne?Ben bir eksik görme hasletini kendime yakıştıramıyorum. Eksik görmenin de sendrom olduğunu düşünüyorum. İnsan önce kendini tamamlasın, üretsin. Bunu yapamayan başkasını eksik görme hakkını kimden alıyor?Hiç "Ben bu sektöre ait değilim artık" dediğiniz oldu mu?Kendimi bir an bile olsa bu sektöre ait hissettiğim bir zaman olmadı. “Ben” öz varlığımın nereye ait olduğunu bilen biriyim. Aidiyet ve kimlik sorunları başka alanın işi. Benim işim aidiyet ile değil, hüviyet ile.‘KIRGINLIK DOSTLAR ARASINDA OLUR’Kadir İnanır biliyorsunuz vefat etti. O an hangi duyguyu yaşadınız? Allah rahmet eylesin.Geçmişte aranızda yaşanan kırgınlık uzun süre konuşulmuştu. Bugün geriye dönüp baktığınızda kalbinizde hâlâ bir kırgınlık var mı yoksa her şeyi geride bırakabildiniz mi? Kırgınlık dostlar arasında olur. Aslında bu sorunun muhatabı ben değilim, Buket Saygı'dır. Çünkü haksızlık bana değil, ona yapıldı. Ben kendi adıma o gün de vicdanımın gerektirdiğini yaptım. Adalete başvurdum, hakkımı, hakkı savundum, gereğini yaptım ve kazandım. Kafam rahat.Bugün Kadir İnanır'ı tek bir cümleyle uğurlayacak olsanız ona ne söylemek isterdiniz? Uğurlamak istesem cenazesine giderdim.Hayat çok kısa... Bu kayıp size küslükler konusunda yeniden düşünme fırsatı verdi mi? Benim yeniden düşünmelerim ve yeni fırsatlar için düşüncelerim, kişilik sahibi tarihte iz bırakmış, büyük insanlar üzerinden oluşuyor. Onun dışında insanlar üzerinden düşünce üretmiyorum.Sizce insanlar birbirlerini hayattayken affetmeyi mi öğrenmeli? Bu yaşananlar size bunu hissettirdi mi? Yaşarken affetmek doğru bir yaklaşım. Ancak ben önce adaleti sağlarım, gereğini yaparım, sonra affetmek en kolayı.Şöhret size ne kazandırdı, ne kaybettirdi?Kazandıklarım oldu, kaybettiklerim oldu. Kazancımla kaybımla ben bugünkü ben olabildim. Bu iyi bir şey.
‘EKSİK GÖRMENİN DE SENDROM OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUM’
Genç sanatçılara baktığınızda en büyük eksik sizce ne?
Ben bir eksik görme hasletini kendime yakıştıramıyorum. Eksik görmenin de sendrom olduğunu düşünüyorum. İnsan önce kendini tamamlasın, üretsin. Bunu yapamayan başkasını eksik görme hakkını kimden alıyor?
Hiç "Ben bu sektöre ait değilim artık" dediğiniz oldu mu?
Kendimi bir an bile olsa bu sektöre ait hissettiğim bir zaman olmadı. “Ben” öz varlığımın nereye ait olduğunu bilen biriyim. Aidiyet ve kimlik sorunları başka alanın işi. Benim işim aidiyet ile değil, hüviyet ile.
‘KIRGINLIK DOSTLAR ARASINDA OLUR’
Kadir İnanır biliyorsunuz vefat etti. O an hangi duyguyu yaşadınız?
Allah rahmet eylesin.
Geçmişte aranızda yaşanan kırgınlık uzun süre konuşulmuştu. Bugün geriye dönüp baktığınızda kalbinizde hâlâ bir kırgınlık var mı yoksa her şeyi geride bırakabildiniz mi?
Kırgınlık dostlar arasında olur. Aslında bu sorunun muhatabı ben değilim, Buket Saygı'dır. Çünkü haksızlık bana değil, ona yapıldı. Ben kendi adıma o gün de vicdanımın gerektirdiğini yaptım. Adalete başvurdum, hakkımı, hakkı savundum, gereğini yaptım ve kazandım. Kafam rahat.
Bugün Kadir İnanır'ı tek bir cümleyle uğurlayacak olsanız ona ne söylemek isterdiniz?
Uğurlamak istesem cenazesine giderdim.
Hayat çok kısa... Bu kayıp size küslükler konusunda yeniden düşünme fırsatı verdi mi?
Benim yeniden düşünmelerim ve yeni fırsatlar için düşüncelerim, kişilik sahibi tarihte iz bırakmış, büyük insanlar üzerinden oluşuyor. Onun dışında insanlar üzerinden düşünce üretmiyorum.
Sizce insanlar birbirlerini hayattayken affetmeyi mi öğrenmeli? Bu yaşananlar size bunu hissettirdi mi?
Yaşarken affetmek doğru bir yaklaşım. Ancak ben önce adaleti sağlarım, gereğini yaparım, sonra affetmek en kolayı.
Şöhret size ne kazandırdı, ne kaybettirdi?
Kazandıklarım oldu, kaybettiklerim oldu. Kazancımla kaybımla ben bugünkü ben olabildim. Bu iyi bir şey.
En büyük pişmanlığınız ne?Bu düşüncelere daha erken yaşlarda gelebilmek isterdim, serde biraz serserilik var. Herkesin bir eksiği kusuru var, bu da benimkisi.Size göre başarının bedeli ne oldu? ‘Aşk şarkılarının kralı’ deniliyor size. Sizce gerçekten aşk insanı mısınız?Aşk… Hani bir şarkım vardı benim “Bir daha dünyaya gelirsek, sevmek eğlenmek lazım. Aşk bizim gibilerin neyine, sevgiyle yetinmek lazım.” Aşk biraz delikanlı işi, cildi bozar yani. Hani façam bozulmasın diyorsan çekilecek dert değil. Sev, evlen, boşan, yazlık al, tatile git, tamamdır. Aşk yorar insanı, en sonunda patlarsın. Sanatçılar da haklı olarak patlıyorlar. Kral, kraliçe, star vs. kelimeleri ise bana sıkıntılı geliyor. Ben Çelik. Bu yeterli. Bugün yeniden 25 yaşında olsanız yine aynı yolu seçer miydiniz?Evet, kesinlikle.Hiç "Bu şarkı tutmaz" deyip sonradan patlayan bir eseriniz oldu mu?Hayır “Her şarkım acayip tutar” dedim ve 400 şarkı yaptım yaklaşık, sadece 50 tanesi hit oldu. Şaşkınım.Size yapılan en büyük haksızlık neydi?Elimden geldiğince çok samimi ve açık cevaplar vermeye çalıştım. Ancak bu soruya cevap veremeyeceğim, verirsem de yalan söylemek zorunda kalacağım.Bugünkü Çelik, genç Çelik'e tek bir cümle söyleyecek olsa ne derdi?“Doğru bildiğin yoldan şaşma, sana yazılan kadere uy, hiç ölmeyecek gibi çalış, yarın ölecek gibi de kibirden uzak dur, başkası olma kendin ol.” Son cümle için Sezen Aksu’ya teşekkür ederim.Size göre gerçek sanatçı kimdir?Sanatı halk için değil sanat için yapan, kendisinden taviz vermeyen, özgürlüğün her istediğini yapma hakkı değil, sorumluluk alma cesareti olduğunun bilincinde olarak sadece eser üreten değil, kendisi eser olduğunun bilincinde olan kişidir. Yani savunduğu ilkeleri kendi öz varlığında her fiili ile gösteren, yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden kişidir. Eser ruha dokunmuyor, sadece kulağa hitap ediyorsa, eksiktir. Sanatçı toplumun önünde yürüyen bir kahraman olmak zorunda da değildir, toplumuyla birlikte yürüyebilen sanatçıyı daha kıymetli buluyorum. Çünkü sanatın beslendiği yer de döndüğü yer de insandır.Bugün müzikte özlediğiniz şey ne?60’lı yıllarda rock gruplarındaki müzikal arkadaşlık. Band…Pink Floyd… Led Zeplin… Beatles… Rooling Stones… Quenn… David Bowie… Police…Biz İzel Çelik Ercan’da konuyu ilerletemedik. Hala zaman var mı dersiniz?Çelik denince insanların aklında nasıl kalmak istersiniz?Efsane…Efsunlayan, toplumu büyüleyen, tesiri altına alan. Füsun yani, cazibe, sihir, tılsım. Biraz Doğu masalı gibi oldu ama sanatçı biraz da masal mesel misal değil mi?Hayatınız film olsa adını ne koyardınız?Bazı soruları cevaplamak çok kolay, bazı sorular çok zor, bu da öyle. İnsan son nefesine kadar bir kelime ile özetlenemez bence ancak sondan sonra, onu da ben bilmiyorum.Bugün sizi en çok mutlu eden şey ne?İtidal, denge, her şeyin yerli yerinde ve en yüksek olasılıklı sonucun en güzel olan olduğunu yaşayarak öğrenmiş olmaM. Varlık iyidir, var olan iyidir, var olacak olan da iyidir.Hâlâ gerçekleştiremediğiniz en büyük hayaliniz ne?Hercai, büyük eser formunda yazmaya başladım. Onu sahnelemek istiyorumSon olarak sizi dinleyen, sizi yıllardır yalnız bırakmayan hayranlarınıza ne söylemek istersiniz?Şarkı söylemek isterim. Bunca yıldır zaten habire bir şeyler söyledik, artık onları söylemlerimizle yormak değil, şarkılarımla dinlendirmek istiyorum.
En büyük pişmanlığınız ne?
Bu düşüncelere daha erken yaşlarda gelebilmek isterdim, serde biraz serserilik var. Herkesin bir eksiği kusuru var, bu da benimkisi.
Size göre başarının bedeli ne oldu? ‘Aşk şarkılarının kralı’ deniliyor size. Sizce gerçekten aşk insanı mısınız?
Aşk… Hani bir şarkım vardı benim “Bir daha dünyaya gelirsek, sevmek eğlenmek lazım. Aşk bizim gibilerin neyine, sevgiyle yetinmek lazım.” Aşk biraz delikanlı işi, cildi bozar yani. Hani façam bozulmasın diyorsan çekilecek dert değil. Sev, evlen, boşan, yazlık al, tatile git, tamamdır. Aşk yorar insanı, en sonunda patlarsın. Sanatçılar da haklı olarak patlıyorlar. Kral, kraliçe, star vs. kelimeleri ise bana sıkıntılı geliyor. Ben Çelik. Bu yeterli.
Bugün yeniden 25 yaşında olsanız yine aynı yolu seçer miydiniz?
Evet, kesinlikle.
Hiç "Bu şarkı tutmaz" deyip sonradan patlayan bir eseriniz oldu mu?
Hayır “Her şarkım acayip tutar” dedim ve 400 şarkı yaptım yaklaşık, sadece 50 tanesi hit oldu. Şaşkınım.
Size yapılan en büyük haksızlık neydi?
Elimden geldiğince çok samimi ve açık cevaplar vermeye çalıştım. Ancak bu soruya cevap veremeyeceğim, verirsem de yalan söylemek zorunda kalacağım.
Bugünkü Çelik, genç Çelik'e tek bir cümle söyleyecek olsa ne derdi?
“Doğru bildiğin yoldan şaşma, sana yazılan kadere uy, hiç ölmeyecek gibi çalış, yarın ölecek gibi de kibirden uzak dur, başkası olma kendin ol.” Son cümle için Sezen Aksu’ya teşekkür ederim.
Size göre gerçek sanatçı kimdir?
Sanatı halk için değil sanat için yapan, kendisinden taviz vermeyen, özgürlüğün her istediğini yapma hakkı değil, sorumluluk alma cesareti olduğunun bilincinde olarak sadece eser üreten değil, kendisi eser olduğunun bilincinde olan kişidir. Yani savunduğu ilkeleri kendi öz varlığında her fiili ile gösteren, yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden kişidir. Eser ruha dokunmuyor, sadece kulağa hitap ediyorsa, eksiktir. Sanatçı toplumun önünde yürüyen bir kahraman olmak zorunda da değildir, toplumuyla birlikte yürüyebilen sanatçıyı daha kıymetli buluyorum. Çünkü sanatın beslendiği yer de döndüğü yer de insandır.
Bugün müzikte özlediğiniz şey ne?
60’lı yıllarda rock gruplarındaki müzikal arkadaşlık. Band…Pink Floyd… Led Zeplin… Beatles… Rooling Stones… Quenn… David Bowie… Police…Biz İzel Çelik Ercan’da konuyu ilerletemedik. Hala zaman var mı dersiniz?
Çelik denince insanların aklında nasıl kalmak istersiniz?
Efsane…Efsunlayan, toplumu büyüleyen, tesiri altına alan. Füsun yani, cazibe, sihir, tılsım. Biraz Doğu masalı gibi oldu ama sanatçı biraz da masal mesel misal değil mi?
Hayatınız film olsa adını ne koyardınız?
Bazı soruları cevaplamak çok kolay, bazı sorular çok zor, bu da öyle. İnsan son nefesine kadar bir kelime ile özetlenemez bence ancak sondan sonra, onu da ben bilmiyorum.
Bugün sizi en çok mutlu eden şey ne?
İtidal, denge, her şeyin yerli yerinde ve en yüksek olasılıklı sonucun en güzel olan olduğunu yaşayarak öğrenmiş olmaM. Varlık iyidir, var olan iyidir, var olacak olan da iyidir.
Hâlâ gerçekleştiremediğiniz en büyük hayaliniz ne?
Hercai, büyük eser formunda yazmaya başladım. Onu sahnelemek istiyorum
Son olarak sizi dinleyen, sizi yıllardır yalnız bırakmayan hayranlarınıza ne söylemek istersiniz?
Şarkı söylemek isterim. Bunca yıldır zaten habire bir şeyler söyledik, artık onları söylemlerimizle yormak değil, şarkılarımla dinlendirmek istiyorum.
Karanlık Mod
İnternet Medyası
- Patronlar Kulübü
- Bir Gazete
- Mynet
- Haberler.com
- Onedio
- Acunn
- Sondakika.com
- Haber7.com
- HaberZamanı
- Ensonhaber.com
- İnternetHaber.com
- İto Haber
- CNNturk.com.tr
- Ntvmsnbc
- Ulusalpost.com
- Haberay.com
- Haber3.com
- Haberself.com
- T24.com.tr
- HaberinAdresi.com
- Odatv.com
- Netgazete
- Yeni Mesaj
- HaberAktuel.com
- Gazete Şok
- F5 Haber
- Son Mühür
- Ulu Savunma
Spor Siteleri
- Gazetekeyfi Spor
- İddaa
- SporX.com
- Fanatik
- NTV Spor
- Ligtv
- Fotomaç
- AjansSpor
- Skor Sözcü
- Super FB
- Antu.com
- Fenerbahce.org
- Galatasaray.org
- Webaslan.com
- ultrAslan.com
- GSGazete
- Bjk.com.tr
- Duhuliye
- Karakartal
- Kartalhaber
- Bordomavi.net
- Bordomavi Forum
- Bursaspor
- TransferMarkt
- Fotospor
- SporxTV
- Futbol Arena
- Motorsport
- Türkiye Jokey Kulübü
- Hakemin Sesi
- Sahadan
- Spormax
- Maçkolik
- Bilyoner