Atatürk 100

Eşyaları satışa çıkarıldı, tartışma başladı: İlber Ortaylı'nın anıları mı satılıyor?

Tarih: 14.07.2026 - 09:20
Haber Resmi

13 Mart 2026'da hayatını kaybeden tarihçi İlber Ortaylı'ya ait bazı objelerin kızı Tuna Ortaylı tarafından satışa çıkarılması tartışma konusu oldu. Sanal medya ikiye bölündü, kimileri o kararı desteklerken kimileri ise çok sert eleştirilerde bulundu. Konuya ilişkin detayları Hürriyet yazarı Fulya Soybaş kaleme aldı...

Soybaş'ın yazısı şöyle;

MİRASI FİNCANDA DEĞİL KİTAPLARINDA NOTLARINDA, FİKİRLERİNDE...

Bir insan öldükten sonra geride kalan eşyalar hakkında söz söyleme hakkı kime aittir?

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Sosyal medyaya mı?

Hayranlarına mı?

Yoksa o evin kapısını her gün açıp kapatan ailesine mi?

Cevap veriyorum: Elbette ailesine.

Çünkü ölümden sonra kalan eşyalar, yas sürecinin de en ağır parçalarındandır.

Kimisi yıllarca bir odanın kapısını açamaz.

Kimisi aynı gün bütün eşyaları kaldırır.

Kimi bağışlar.

Kimi saklar.

Bunların hangisinin doğru olduğuna dışarıdan karar vermek mümkün olmadığı gibi ne ahlaki ne de psikolojik açıdan tek bir doğru da yoktur.

Dolayısıyla ölümden sonra kalan eşyalar üzerine hüküm verirken çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü bu mesele bir aile mahremiyetidir de.

Kaldı ki merhum psikolog Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu “bir davranışı anlamadan insan yargılamanın çok kolay olduğunu” tembihlemedi mi bize yıllarca?

Ne kadar haklı olduğunu Prof. Dr. Ortaylı’nın kızı Tuna Ortaylı’nın açıklaması ile bir kez daha gördük. Şöyle diyor Ortaylı açıklamasında:

İSTANBUL’DA KAPATILMASI GEREKEN 7 EVİ VAR

“Babamın sadece İstanbul'da kapatılması gereken 7 evi var; bu evlerde, kutsalı saydığım çalışma masaları ve kitapları ile çoğunu kendi aldığı ya da bazıları hediye gelen, aile- yakın dostları arasında dağıtılan anı/yadigâr objeler dışında, artan bir sürü obje oldu.

Bunları da TEMA Vakfı yakın zamanda adına bir hatıra ormanı açacağı için, o objeler de çöpe gideceğine böyle bir şeye katkısı olsun diye düşünerek, satışa çıkarmıştım.

Tabii hiçbir iyiliğin cezasız kalmadığı memleketimizde şimdi de “babasının malını sağa sola satan vefasız kızı” olmakla itham ediliyorum. Neyse orası önemli değil... Bu vesileyle başka bir şey satmayacağım, önceden bir şey satın alan herkese hatıra ormanına katkıları için bir kez daha teşekkür ediyorum.

Babam adına bir kütüphane kuracağız çünkü kendisi akademisyen olarak çay fincanlarıyla değil ama kitaplarıyla anılmak isterdi.”

Buyurunuz... Kapatılması gereken 7 ev var ortada.

Çoğunda da neredeyse İlber Hoca ile hiçbir iletişimi olmamış ya da belki bir kez kullanılmış, hediye gelen ya da satın alınmış objeler var. Hiçbiri İlber Hoca’nın “Aman” deyip, “gözüne baktığı” ya da “kıyamadığı” parçalar değil. Eşya işte...

Kaldı ki piyasa fiyatı 3-5 bin lira olan bu objeler, “İlber Hoca’nın eşyaları” kategorisinden çok daha pahalıya satılabilecekken, “onu sevenlere de bir hatıra olsun” niyeti ile değerinin altında, 300-500 liraya satışa konmuş. Elde edilen gelirin ise kurulacak ormana bir katkı olması düşünülmüş.

Evde fincan saklamak mı yoksa birinin anılarını onlarca ağaçta, yüzyıllarca yaşatmak mı?

Ben ikincisinden razıyım.

MASUMİYET MÜZESİ ÖRNEĞİ NEDEN YANLIŞ BİR ÖRNEK

Gelelim Oray Eğin’in önerisine: “Masumiyet Müzesi gibi bir müze yapılsın.” Katılanlar olmuş. Fakat bence çok yanlış bir benzetme. Çünkü Masumiyet Müzesi, bir takıntının müzesidir.

Orhan Pamuk’un romanında Kemal, sevdiği kadının içtiği sigara izmaritlerini, küpesi, tokasını, çay bardağını yıllarca saklar. O nesneler tarihî değeri olduğu için değil, saplantılı bir aşkın sembolü oldukları için vitrindedir. Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın hikâyesi ise bambaşka.

İnsanlar gerçekten de gidip İlber Hoca’nın kahve içtiği fincanı görmek ister mi? Ya da son kullandığı tepsiyi? Sanmam.

Peki bir tarihçiyi gerçekten böyle mi hatırlayacağız?

Kullandığı fincanı sergilemek, onun düşüncesini sergilemek olmasa gerek...

Dolayısıyla Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın mirasını mutfak dolabında arayamayız.

Onun mirası; kitaplarında, notlarında, arşivinde, yetiştirdiği öğrencilerde, saatlerce anlattığı derslerdedir.

Eğer bir gün gerçekten İlber Hoca adına bir müze kurulacaksa...

Orada çalışma masası olmalı.

El yazmaları olmalı.

Haritaları olmalı.

Araştırma notları olmalı.

Gençlerin tarih sevgisini artıracak belgeler olmalı.

İnsanlar o müzeden çıkarken “İlber Ortaylı bu fincandan kahve içermiş” dememeli.

“Tarihe bakışım değişti” diyebilmeli.

KÜTÜPHANESİNİ KÜLLİYEYE VE MUĞLA’YA BAĞIŞLADI

Prof. Dr. İlber Ortaylı ile onlarca kez röportaj yapmış, sohbetler etmiş bir gazeteci olarak şunu da hatırlatmak isterim.

İçinde 6 asırlık kitapların da bulunduğu on binlerce kitaplık kütüphanesinin bir kısmını 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ne bağışladı.

“Neden?” diye soranlara da şu yanıtı vermişti: “Neden başka bir yere vereyim? Yurtdışına mı vereyim? Benim öyle hizmetçilerim, yalılarım yok ki saklayabileyim.”

Daha önce kitaplarının bir bölümünü bağışladığı Galatasaray Üniversitesi’nin yangında büyük zarar görmesi ve kitapların önemli kısmının yok olmasından duyduğu üzüntüyü de aktaran Prof. Dr. Ortaylı, 2025’te de kütüphanesinin yine bir kısmını -ne kadarlık bir kısmı olduğu bilinmiyor- Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne bağışlamıştı.