Atatürk 100

Messi’ye karşı oynamak nasıl bir şey?

Tarih: 11.07.2026 - 10:01

Neredeyse her futbolcunun bir gün torunlarına anlatmak isteyeceği bir soru vardır: Lionel Messi’ye karşı oynamak nasıl bir şey?

Haber Resmi

Lionel Messi topu ayağına alıp o kısa adımlarıyla size doğru geldiğinde, bu ayrıcalık hızla başka bir şeye dönüşür: Çaresizlik, hayranlık ve biraz da küçük düşme ihtimalinin karışımı bir duyguya.

Bir eski Alman milli takım oyuncusu, sosyal medyada alay konusu olan bir pozisyonun ardından şöyle demişti: “Her birinizin Messi’ye karşı savunma yapmasını isterdim.” Bu cümle, onun karşısında oynamış pek çok futbolcunun hissettiği şeyi özetliyor. Dışarıdan bakınca savunmak kolay görünür. İçeride ise topun, vücudun ve zamanın başka bir ritme geçtiği hissedilir.

The Athletic’in konuştuğu eski oyuncuların anlattıkları da aynı noktada buluşuyor. Messi’ye karşı oynamak, futbolun en büyük dehasına en yakından tanıklık etmek, ama aynı zamanda o dehanın sizi birkaç saniye içinde oyunun dışına itebileceğini bilmek demek.

İlk tanıklık: 18 yaşındaki bilinmez

Gelsenkirchen, Haziran 2006. Arjantin, Dünya Kupası’nda Sırbistan-Karadağ karşısında. VIP locasında Diego Maradona var. Tribünlerde büyük bir beklenti hâkim. Kenarda 18 yaşındaki Lionel Messi, Dünya Kupası’ndaki ilk maçına çıkmak üzere.

Bugünden bakınca tuhaf geliyor ama o gün rakip oyuncular Messi’nin neye dönüşeceğini tam olarak bilmiyordu. Sırbistan-Karadağ forması giyen Ivan Ergic, ona karşı özel bir hazırlık yapmadıklarını, çünkü 'gerçekte ne kadar iyi olduğunu henüz bilmediklerini' anlatıyor.

Messi oyuna girdiğinde ilk katkısı yanlış bir pas oldu. Ardından Hernan Crespo’nun golünü hazırladı. Birkaç dakika sonra da kendi gol attı. Dünya Kupası sahnesine işte böyle girdi: Önce küçük bir hata, sonra hemen düzeltme, ardından imza.

Ergic, daha sonra Basel formasıyla da Barcelona’ya karşı Messi’nin karşısına çıktı. Bugün yazar ve oyun yazarı olan eski futbolcu, onu yalnızca büyük bir oyuncu olarak değil, modern futbolun kaybetmeye başladığı dripling becerisinin temsilcisi olarak görüyor.

Ergic’e göre Messi’yi durdurmanın zorluğu yalnızca ne kadar hızlı olduğu ya da topa ne kadar yakın dokunduğuyla ilgili değildi. Asıl mesele, ne yapacağını bilseniz bile bunu engelleyememenizdi. Bir tarafa yarım saniye erken hamle ettiğinizde diğer tarafa gidiyordu. Topu kazanmak üzere olduğunuzu düşündüğünüz anda, en kalabalık bölgede bile tek bir küçük dokunuşla onu yeniden kontrolüne alıyordu.

Messi, modern oyunun hızlandığı, pas sayısının ve pozisyon disiplininin her şeyin önüne geçtiği dönemde top sürmenin hâlâ bir sanat olabileceğini hatırlattı. Ergic’in gözünde onun en büyük miraslarından biri de buydu. Yok olmakta olan bir futbol alışkanlığını, en üst seviyede yeniden mümkün kılması.

“Bilmiyorum”

Messi’ye karşı nasıl savunma yapılacağını bilmeyen yalnız Ergic değildi. 2006’da Chelsea ile Barcelona karşı karşıya gelmeden önce Fransa’dan William Gallas’a aynı soru sorulmuştu: Messi’ye karşı planı neydi?

Cevabı kısa ve dürüsttü: “Bilmiyorum.”

Gallas, maçtan önce Messi’nin videolarını izlediğini anlatıyor. Henüz 18 yaşındaydı ama o yaşta bile bir dahiydi. Onu izlemek, ona karşı oynamaktan daha güvenliydi. Çünkü Messi’ye karşı sahadaysanız, bir anda yıllarca ortalıkta dolaşacak bir videonun kötü tarafında kalabilirdiniz.

Yine de Messi’nin kurbanlarından biri olmak, bazı futbolcular için neredeyse bir onur nişanesine dönüştü. Andrés Guardado’nun Messi ile sahada çekilmiş çok sayıda fotoğrafı vardı. Meksikalı oyuncu bu fotoğraflarla ilgili şunu söylüyordu: "Hiçbirinde top bende değildi."

Bu cümlenin içinde Messi’ye karşı oynamanın bütün paradoksu var. Bir yandan topa dokunamamak, çaresiz kalmak, aşağılanmak. Diğer yandan, tarihin en büyük oyuncularından birinin tam yanında bulunmak.

Şutun gizlediği sır

Messi’nin büyüsünü yalnızca savunmacılar değil, kaleciler de farklı bir açıdan anlatıyor. Eski Athletic Club kalecisi Gorka Iraizoz, Messi’ye karşı 27 kez oynadı ve kalesinde pek çok farklı türde gol gördü. Bu yüzden istemese de Messi'nin şutlarının nasıl çalıştığını anlatmak için iyi bir tanık.

Iraizoz’un anlattığına göre Messi’nin en büyük farklarından biri, şut niyetini son ana kadar gizleyebilmesiydi. Bacağını fazla sallamaz, vücuduyla nereye vuracağını belli etmez, kaleciye ipucu vermezdi. Bu da ona son saniyeye kadar bekleme imkânı tanırdı. Uzak direğe ince bir dokunuşla açılabilir ya da aynı anda yakın direğe güç verebilirdi.

Kaleci açısından en yıpratıcı olan da buydu: Doğru yeri kapattığınızı sanırdınız, ama o bir sonraki anda başka bir çözüm üretirdi. Aynı hareketi başka oyuncular da deneyebilirdi ama Messi bunu doğru hızda, doğru anda ve kalecinin ulaşamayacağı noktaya yapıyordu.

Getafe’ye attığı Maradona benzeri gol, San Mamés’teki labirent koşusu ya da Copa del Rey finalindeki imkânsız slalom... Hepsi aynı duyguyu bırakıyordu: Savunma oyuncuları yapılması gereken her şey yapmış gibi görünürken, Messi yine de bir çıkış yolu buluyordu.

Messi’yi çizgiye yakın bölgede sıkıştırmak ve gerektiğinde faulle durdurmak da bir çözüm değil. Çünkü alt vücudundaki güç, küçük temaslarla yıkılmasını engelliyor, ayak bileğindeki kısa dokunuşlar ise ona dar alanda yön değiştirme imkânı veriyor. Bir savunmacı uzak direği kapattığını düşündüğünde, Messi son anda yakın direğe vurabiliyor. Rakip için en moral bozucu taraf da bu: Doğru hamleyi yaptığınızdan emin olduğunuz anlarda bile yanlış yerde kalabiliyorsunuz.

Boateng’in cevabı

Bu hissin en meşhur örneklerinden biri Jerome Boateng’in yaşadığı andı. 2015’te Barcelona-Bayern Münih maçında Messi, Boateng’i ceza sahası içinde ters ayakta bırakmış, Alman savunmacı yere düşerken topu ağlara göndermişti. Pozisyon yıllarca sosyal medyada tekrar tekrar dolaştı.

Boateng daha sonra Twitter’da bir soru-cevap yaparken aynı pozisyon yine önüne getirildi. Gelen alaycı sorulardan birine verdiği yanıt, Messi’ye karşı oynamış herkesin savunması gibiydi: “Her birinizin Messi’ye karşı savunma yapmasını isterdim.”

Bu cümle önemliydi çünkü Messi’yi televizyondan izleyenlerin çoğu, savunmacının hatasına odaklanır. Oysa sahadaki oyuncu için mesele çok daha karmaşıktır. Messi yalnızca sizi geçmez; sizi önce karar vermeye zorlar, sonra verdiğiniz kararı yanlış hale getirir.

Yürürken bile tehlikeli

Messi’nin kariyerinde top sürme kadar konuşulan başka bir özellik daha var: Yürüyüşü.

Birçok oyuncu top rakipteyken koşarak oyunun içinde kalmaya çalışır. Messi ise çoğu zaman yürür. Ama bu yürüyüş pasiflik değildir. Eski Real Madrid, Manchester United ve Fransa savunmacısı Raphael Varane bunu en iyi anlatanlardan biri.

Varane’a göre Messi’nin uzmanlık alanı, kimsenin onu kimin savunması gerektiğinden emin olmadığı bölgelerde dolaşmak. Orta saha oyuncusu mu çıkmalı? Bek mi daralmalı? Stoper mi takip etmeli? Messi tam bu tereddüt alanlarında yaşar. Yürüyormuş gibi görünür, savunmanın dikkatini düşürür, sonra bir metre geride kaldığınız anda her şey biter.

Varane’ın anlattığı başka bir tehlike daha var: Messi, bazen rakibi kendisine çekerek asıl tehlikeyi ters tarafta yaratır. Top ayağındayken herkes doğal olarak ona yaklaşır, panik biraz o noktada toplanır. Oysa o sırada uzak tarafta başka bir oyuncu boşa çıkar. Messi topu oraya aktardığında savunma bir anda dengesini kaybetmiş olur. Sonra, savunma o yeni tehdide doğru kaydığında, top yeniden Messi’ye dönebilir.

Bu, yalnızca sezgiyle açıklanacak bir durum değil. Messi sahayı sürekli tarar. Gözleri bir yöne, sonra başka bir yöne kayar. O sırada sonraki birkaç saniyede kullanacağı görüntüleri toplar. Akademisyenler ve veri uzmanları, Messi’nin henüz oluşmamış boşlukları önceden sezme becerisini yıllardır anlatıyor. Bazı oyuncular iki saniye sonrasını görür. Messi ise sanki oyunun çok daha ilerideki ihtimalini fark eder.

Sahte dokuz ve yeni sorunlar

Pep Guardiola’nın Messi’yi sahte dokuz olarak kullanması, rakipler için bu problemi daha da büyüttü. Messi artık yalnızca sağ kanatta bire bir adam eksilten bir oyuncu değildi. Merkeze geliyor, derine iniyor, stoperleri kararsız bırakıyor ve orta sahada sayısal üstünlük yaratıyordu.

2009’da Bernabeu’da oynanan Real Madrid-Barcelona maçı bu değişimin simgelerinden biri oldu. Guardiola’nın planı basitti ama savunulması çok zordu. Real Madrid’in stoperlerinden biri Messi’yi takip ederse arkada Samuel Eto’o ve Thierry Henry için boşluk açılacaktı. Takip etmezlerse Messi orta sahayla birleşip Barcelona’ya merkezde üstünlük sağlayacaktı. Buradan alınan sonuç 6-2'lik galibiyet oldu.

Birkaç hafta sonra Manchester United, Şampiyonlar Ligi finalinde bu ihtimallere hazırlanarak sahaya çıktı. Messi’nin pas bağlantılarını kesmek ana hedefti. Ama Messi yine iki savunmacının arasındaki boşluğu buldu. Üstelik golü, United’ın en az beklediği şekilde, kafayla attı. Rene Meulensteen’in yıllar sonra söylediği gibi, Rio Ferdinand, Nemanja Vidic ve Edwin van der Sar’ın olduğu bir savunmaya karşı Messi’nin son gol atma biçimi herhalde kafa vuruşuydu.

Onu durdurmak mümkün mü?

Messi’ye karşı bire bir plan çoğu zaman iyi niyetli bir fikirden ibaret. Ashley Cole, onunla karşılaşmış en iyi sol beklerden biri olarak Messi’nin “tek başına marke edilemeyeceğini” söylüyor. Chelsea, Messi’yi bazı gecelerde sınırlamayı başardı. Ama bunu bir oyuncuyla değil, takım halinde yaptı: Ceza sahası çevresindeki etkisini azaltarak, nefes alacağı alanı kapatarak, onu kaynağında durdurmaya çalışarak.

Kolombiyalı Carlos Sanchez’in anlatımı daha gündelik ama belki daha açıklayıcı. Messi’ye yakın markaj yapmayı, tatilde havuz kenarında bir çocuğa göz kulak olmaya benzetiyor. Bir an dikkatiniz dağılsa, her şey ters gidebilir. “Yarım saniyede bir şey yaratabilir” diyordu Sanchez. Ve o yarım saniye, daha önce yaptığınız her şeyi boşa çıkarabilir.

ABD Milli Takımı'nın eski savunmacısı Jay DeMerit de Messi’ye karşı oynamanın rakibin seviyesini yükselttiğini söylüyor. Onun ifadesiyle büyük bir oyuncunun huzurunda olmak, Wayne Gretzky ya da LeBron James ile aynı sahada bulunmaya benziyor. O büyüklük rakibi motive eder; ama aynı zamanda küçük bir hatanın bedelini ağırlaştırır.

Celticli Jozo Simunovic’in anlattığı ise Messi’nin top yokken bile rakibin zihnine nasıl girdiğini gösteriyor. Barcelona maçından sonra Teknik Direktör Brendan Rodgers ona Messi’ye karşı oynamanın nasıl olduğunu sormuştu. Simunovic’in cevabı tuhaftı: “Ne zaman arkamı dönsem bana bakıyordu.”

Yıllar sonra o anı hatırladığında, bunun ne anlama geldiğini daha iyi anladığını söyledi. Messi, top başka bölgedeyken bile savunmacıların pozisyonlarını izliyordu. Kim nerede duruyor? Hangi boşluk açılabilir? Hangi anda koşulabilir? Onun yürüyüşü aslında bir keşif göreviydi.

Pasör Messi

Messi’nin zaman içinde geçirdiği en önemli değişimlerden biri, savunmayı pasla da parçalayan bir oyuncuya dönüşmesiydi. Barcelona kariyerinin erken döneminde topu alıp rakip eksiltmesi oyunun en çarpıcı yanıyken, daha sonra aynı etkiyi doğru anda doğru boşluğa attığı paslarla üretmeye başladı.

Neymar ve Luis Suárez ile kurduğu üçlüde bu özellik doruğa çıktı. Eski Real Sociedad orta saha oyuncusu David Zurutuza, Messi ile Cristiano Ronaldo arasındaki farkı anlatırken bu noktayı ele alır. Ronaldo fiziksel olarak daha etkileyici, daha güçlü ve daha yıkıcı görünüyordu. Messi ise saf yetenekti. Onun sahadaki asıl farkı, her şeyi herkesten önce görmesiydi. Zurutuza’ya göre bunu televizyondan tam anlamak mümkün değildi; sahada, hızın ve kararın içinde hissetmek gerekiyordu.

Yaşlanan Messi, değişen Messi

Messi’nin kariyeri yalnızca kalıcı bir deha değil, aynı zamanda ince bir evrim hikâyesi. Genç Messi, orta sahadan topu alıp herkesi geçebilen bir oyuncuydu. Barcelona’nın son dönemlerinde ve Arjantin kariyerinin ilerleyen yıllarında ise oyun kuran, pas kanalları açan, savunmayı tek dokunuşla yaran bir oyuncuya dönüştü.

2022 Katar Dünya Kupası’nda 35 yaşındaydı. Artık maçın büyük bölümünü yüksek tempoda geçirmiyordu. Avustralya’nın o turnuvadaki yardımcı antrenörü Rene Meulensteen, Messi’nin zamanının büyük kısmını yürüyerek geçirdiğini ama son üçte birlik alanda canlandığında hâlâ oyunu belirlediğini anlatıyor.

Avustralya, Messi’nin savunmada geriye koşmayacağını bilerek geriden oyun kurmaya çalıştı. Aaron Mooy gibi topla sakin oyuncuları Messi’nin arkasında konumlandırmak, Arjantin pres yapmadığında çıkış yolu sağlayabilirdi. Bu, genç Messi’ye ya da Guardiola dönemi Barcelona’sına karşı uygulanabilecek bir plan değildi ama 2022 Messi’sine karşı bazı anlarda işe yarayabilirdi. Yine de sorun değişmedi: Messi topu aldığında, bütün planlar yeniden kırılgan hale geliyordu.

Hırvatistan yarı finalinde Josko Gvardiol’u çalımlayıp yaptığı asist bunun en açık kanıtıydı. Gvardiol ondan çok daha genç, daha uzun ve fiziksel olarak çok daha güçlü görünüyordu. Ama Messi onu önce yavaşlattı, sonra bekletti, sonra yön değiştirerek ceza sahasının çizgisine indi ve Julian Alvarez’e golü hazırladı. Beden yaşı ilerlemişti ama karar yaşı da hâlâ herkesten ilerideydi.

Sessiz bir felaket

Atlanta United’da forma giyen Tristan Muyumba, Messi’nin MLS’e gelişinden sonra ona karşı birkaç kez oynadı. Onun anlattığı Messi, rakiplerini küçük düşürmekten keyif alan gürültülü bir yıldız değil. Fazla konuşmayan, el sıkışan, hafifçe gülümseyen, hatta içinde bir nezaket taşıdığı hissedilen biri.

Belki de Messi’ye karşı oynamanın en garip tarafı burada. Sahadaki kişiliği, top ayağına gelmeden önce neredeyse sakin ve yumuşak görünür. Bağırmaz, kendini büyütmez, oyunun üstüne teatral bir ağırlık koymaz. Yürür, bakar, bekler.

Sonra top gelir.

O andan itibaren bütün o nezaket, rakip için bir tür felakete dönüşebilir. Messi sizi zorla değil, incelikle mahveder. Savunmacıya bağırarak değil, onu yanlış karar vermeye ikna ederek üstünlük kurar. Kaleciyi gücüyle değil, son ana kadar sakladığı küçük bir açıyla çaresiz bırakır. Rakibi ezmez; sanki oyun doğal olarak onun istediği yere akıyormuş gibi hissettirir.

Sonuç

“Messi’ye karşı oynamak nasıl bir şey?” sorusunun tek bir cevabı yok. Kimisi için onur, kimisi için korku, kimisi için çaresizlik, kimisi için futbolun en saf haline yakından bakmak.

Ama hepsinin ortaklaştığı bir yer var: Messi’ye karşı sahadaysanız, normal bir maça çıkmış olmazsınız. Oyunu her an bir adım önceden gören, yürürken bile bilgi toplayan, top ayağına geldiğinde sizi kendi zamanına çeken bir oyuncuya karşı çıkmış olursunuz.

Ve yıllar sonra torunlarınıza anlatacağınız şey belki de şudur:

Evet, oradaydım. Evet, ne yapacağını az çok biliyorduk. Hayır, yine de durduramadık.

©2026 The Athletic Media Company. Her hakkı saklıdır. The New York Times Licensing Group tarafından dağıtılmıştır. Bu makalenin orijinali The Athletic’te yayımlanmıştır.