Atatürk 100

Oyuncu ​Ceyda Ateş'ten sektöre 'tükenmişlik' eleştirisi: 'Böyle düşünen o işe en baştan girmesin'

Tarih: 02.08.2026 - 07:00
Haber Resmi

‘İnsanın içindeki yüzüne vurur’ fikrini doğrulayan biri. Göze de ruha da güzel geliyor… ‘Adını Feriha Koydum’, ‘Gurbet Kadını’, ‘Yılanların Öcü’ gibi televizyon tarihinin en klasikleşen işlerinde yer aldı. Bu yıl art arda çok güzel projelerde yer aldı ve üstüne bir de yapımcılığa soyundu. Ceyda Ateş’le oyunculuğu, sektörü ve biraz da kendi hayatını konuştuk.

Haber Resmi

OYA ÇINARoya.cinar@posta.com.trPeş peşe güzel projelerde yer aldınız. Bu yoğunluk içinde sizi en çok heyecanlandıran hangisi oldu?Bu yıl öyle oldu gerçekten. ‘Benim Adım Aylamaz’, ardından ‘Köstebekgiller’, sonra hem yapım ortaklarından biri olduğum hem de başrolünde yer aldığım ‘Zarafel’ ve reklam projeleri… Hepsinin benim için ayrı bir heyecanı var. ‘Benim Adım Aylamaz’da Rumeli aksanıyla konuşan hamile bir kadını canlandırdım. O yörenin kültürünü, kıyafetlerini çalışmak benim için farklı bir deneyimiydi. Yıllar sonra yeniden Makedonya’da bulunmak da ayrı bir mutluluk oldu. Benim için çok özel bir yerde duruyor.Bir yandan da ilk kez yapımcılık yaptınız. Bu süreç nasıl gelişti?‘Benim Adım Aylamaz’ setinde yönetmen ve yapımcıyla yaptığımız sohbetler sırasında bu tarafa da ilgi duyduğumu fark ettim. Setlerde büyüdüğüm için işin birçok yönünü biliyordum ama yapımcılık bambaşka bir dünya. Birlikte projeler geliştirmeye başladık ve ‘Zarafel’ ile ilk kez yapımcılığı da deneyimledim. Oyunculuk devam edecek ama artık yapımcılık da hayatımın önemli bir parçası.

OYA ÇINAR

oya.cinar@posta.com.tr

Peş peşe güzel projelerde yer aldınız. Bu yoğunluk içinde sizi en çok heyecanlandıran hangisi oldu?

Bu yıl öyle oldu gerçekten. ‘Benim Adım Aylamaz’, ardından ‘Köstebekgiller’, sonra hem yapım ortaklarından biri olduğum hem de başrolünde yer aldığım ‘Zarafel’ ve reklam projeleri… Hepsinin benim için ayrı bir heyecanı var. ‘Benim Adım Aylamaz’da Rumeli aksanıyla konuşan hamile bir kadını canlandırdım. O yörenin kültürünü, kıyafetlerini çalışmak benim için farklı bir deneyimiydi. Yıllar sonra yeniden Makedonya’da bulunmak da ayrı bir mutluluk oldu. Benim için çok özel bir yerde duruyor.

Bir yandan da ilk kez yapımcılık yaptınız. Bu süreç nasıl gelişti?

‘Benim Adım Aylamaz’ setinde yönetmen ve yapımcıyla yaptığımız sohbetler sırasında bu tarafa da ilgi duyduğumu fark ettim. Setlerde büyüdüğüm için işin birçok yönünü biliyordum ama yapımcılık bambaşka bir dünya. Birlikte projeler geliştirmeye başladık ve ‘Zarafel’ ile ilk kez yapımcılığı da deneyimledim. Oyunculuk devam edecek ama artık yapımcılık da hayatımın önemli bir parçası.

Haber Resmi

‘Zarafel’ nasıl bir hikaye? Çok detay veremiyorum çünkü kurgu aşamasında ve büyüsünü bozmak istemiyorum ama psikolojik gerilim türünde bir film. Avrupa sinemasından beslenen bir atmosferi var. Bir arkeoloğu canlandırıyorum. Ayrıca La Casa de Papel kadrosundan Luca Peros’un da yer aldığı uluslararası bir ekip oluştu. İlk yapımcılık deneyimim olduğu için ayrı bir heyecan hissediyorum.Geçmişte rol aldığınız dizilerin hepsi hâlâ hatırlanıyor. Sizce bunun nedeni ne?Biraz dönemin ruhuyla ilgili. O yıllarda dizilere zaman tanınıyordu. Bugün ikinci bölümde final yapan işler görüyoruz. Eskiden seyirci bir projeye alışma fırsatı bulurdu. Şimdi tüketim hızı çok arttı. İzleme alışkanlıkları değişti. Z kuşağı artık ana akımı eskisi kadar takip etmiyor. Bu da sektörün matematiğini tamamen değiştirdi.Bir süredir Amerika ve Türkiye arasında gidip geliyorsunuz. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?Aslında insanlar tamamen Amerika’ya yerleştiğimi düşünüyor ama öyle değil. Yaşam düzenim orada ama işim Türkiye’de. Bu yıl hep buradaydım. Gidip gelmeye devam edeceğim. Amerika’da ailemle sakin bir hayatım var. Ailemden kalan zamanlarda spor yapıyorum, kitap okuyorum, oyun izliyorum, kendimi geliştirmeye zaman ayırıyorum. İstanbul ise çalışma alanım. Bu denge bana iyi geliyor.

‘Zarafel’ nasıl bir hikaye?

Çok detay veremiyorum çünkü kurgu aşamasında ve büyüsünü bozmak istemiyorum ama psikolojik gerilim türünde bir film. Avrupa sinemasından beslenen bir atmosferi var. Bir arkeoloğu canlandırıyorum. Ayrıca La Casa de Papel kadrosundan Luca Peros’un da yer aldığı uluslararası bir ekip oluştu. İlk yapımcılık deneyimim olduğu için ayrı bir heyecan hissediyorum.

Geçmişte rol aldığınız dizilerin hepsi hâlâ hatırlanıyor. Sizce bunun nedeni ne?

Biraz dönemin ruhuyla ilgili. O yıllarda dizilere zaman tanınıyordu. Bugün ikinci bölümde final yapan işler görüyoruz. Eskiden seyirci bir projeye alışma fırsatı bulurdu. Şimdi tüketim hızı çok arttı. İzleme alışkanlıkları değişti. Z kuşağı artık ana akımı eskisi kadar takip etmiyor. Bu da sektörün matematiğini tamamen değiştirdi.

Bir süredir Amerika ve Türkiye arasında gidip geliyorsunuz. Bu dengeyi nasıl kuruyorsunuz?

Aslında insanlar tamamen Amerika’ya yerleştiğimi düşünüyor ama öyle değil. Yaşam düzenim orada ama işim Türkiye’de. Bu yıl hep buradaydım. Gidip gelmeye devam edeceğim. Amerika’da ailemle sakin bir hayatım var. Ailemden kalan zamanlarda spor yapıyorum, kitap okuyorum, oyun izliyorum, kendimi geliştirmeye zaman ayırıyorum. İstanbul ise çalışma alanım. Bu denge bana iyi geliyor.

Haber Resmi

İSYAN ETTİĞİM ZAMANLAR OLDU AMA BAŞ ETMEYİ ÖĞRENDİM Beş yaşından beri settesiniz. Hiç “Yoruldum, bırakmak istiyorum” dediğiniz oldu mu?Hiç olmadı. Herkes gibi zor günler geçiriyorum ama sete çıktığım anda bütün kişisel sorunlarımı geride bırakıyorum. Orada sizi bekleyen büyük bir ekip var. Benim sıkıntım yüzünden elli kişinin işini aksatmaya hakkım olduğunu düşünmüyorum. Önce işimi yaparım, sonra kendi sorunlarımla ilgilenirim. Mesleğime duyduğum saygı bunu gerektiriyor.Tükenmişlik sendromu size hiç uğramadı o zaman ya da ona teslim olmadınız galiba?Evet, bu konuda açık konuşuyorum. Tükenmişlik sendromu adı altında yapılan bazı davranışlara gerçekten sinirleniyorum. Bir oyuncu gerçekten kendini tükenmiş hissediyorsa o projeyi en başta kabul etmemeli. Çünkü o iş sadece oyuncudan ibaret değil. Arkasında onlarca insanın emeği, geçimi ve hayali var. Proje başladıktan sonra “Ben yoruldum, devam etmiyorum” demek bana doğru gelmiyor. Tam tersine, çalıştıkça daha çok enerji kazandığımı hissediyorum.Hiç mobbing yaşadığınız ya da sizi meslekten soğutan dönemler oldu mu?Çok şükür ciddi anlamda böyle bir durum yaşamadım. Elbette kızdığım, isyan ettiğim zamanlar oldu. Ama zamanla bununla baş etmeyi öğrendim. Bir işi sevmesem bile yarım bırakmayı hiçbir zaman doğru bulmadım. Başladığım işi saygıyla tamamlamaya çalıştım.

Beş yaşından beri settesiniz. Hiç “Yoruldum, bırakmak istiyorum” dediğiniz oldu mu?

Hiç olmadı. Herkes gibi zor günler geçiriyorum ama sete çıktığım anda bütün kişisel sorunlarımı geride bırakıyorum. Orada sizi bekleyen büyük bir ekip var. Benim sıkıntım yüzünden elli kişinin işini aksatmaya hakkım olduğunu düşünmüyorum. Önce işimi yaparım, sonra kendi sorunlarımla ilgilenirim. Mesleğime duyduğum saygı bunu gerektiriyor.

Tükenmişlik sendromu size hiç uğramadı o zaman ya da ona teslim olmadınız galiba?

Evet, bu konuda açık konuşuyorum. Tükenmişlik sendromu adı altında yapılan bazı davranışlara gerçekten sinirleniyorum. Bir oyuncu gerçekten kendini tükenmiş hissediyorsa o projeyi en başta kabul etmemeli. Çünkü o iş sadece oyuncudan ibaret değil. Arkasında onlarca insanın emeği, geçimi ve hayali var. Proje başladıktan sonra “Ben yoruldum, devam etmiyorum” demek bana doğru gelmiyor. Tam tersine, çalıştıkça daha çok enerji kazandığımı hissediyorum.

Hiç mobbing yaşadığınız ya da sizi meslekten soğutan dönemler oldu mu?

Çok şükür ciddi anlamda böyle bir durum yaşamadım. Elbette kızdığım, isyan ettiğim zamanlar oldu. Ama zamanla bununla baş etmeyi öğrendim. Bir işi sevmesem bile yarım bırakmayı hiçbir zaman doğru bulmadım. Başladığım işi saygıyla tamamlamaya çalıştım.

Haber Resmi

POPÜLERLİK, OYUNCULUĞUN ÖNÜNE GEÇMEMELİ Sektör sizce eskisine göre nasıl değişti?En büyük değişim sosyal medya oldu. Bugün ne yazık ki birçok yerde oyunculuktan önce takipçi sayısına bakılıyor. Bu sadece genç oyuncular için değil, yıllarını bu işe vermiş çok değerli isimler için de üzücü bir tablo. Elbette sosyal medya önemli ama oyunculuğun önüne geçmemeli. Eskiden insanlar bu işe eğitim alarak, emek vererek hazırlanıyordu. Şimdi bazen popüler olmak oyunculuğun önüne geçebiliyor. Kalıcılığı sağlayan şey hâlâ emek, disiplin ve kendini geliştirmek.“Bu iş için doğduğumu hissediyorum” demişsiniz. Oyunculuğu sizin için bu kadar özel yapan ne?Bunu tarif etmek gerçekten zor. Beş yaşından beri setlerdeyim. Farklı karakterlere hayat vermek benim için sadece bir meslek değil. Set benim nefes aldığım yer. Orada kendimi özgür hissediyorum. Belki de günlük hayatın bütün yükünü orada bırakıyorum. Oyun alanım gibi…Annelik sizi nasıl değiştirdi?Hayatımdaki en büyük değişim korkularımın artması oldu. Özellikle çocuğum çok küçükken “Bana bir şey olursa ne olur?” düşüncesiyle ciddi şekilde yüzleştim. Onun dışında karakterimi kökten değiştiren bir süreç yaşamadım. Aksine, onunla kendi çocukluğumu yeniden yaşıyorum. Bana enerji veriyor.

Sektör sizce eskisine göre nasıl değişti?

En büyük değişim sosyal medya oldu. Bugün ne yazık ki birçok yerde oyunculuktan önce takipçi sayısına bakılıyor. Bu sadece genç oyuncular için değil, yıllarını bu işe vermiş çok değerli isimler için de üzücü bir tablo. Elbette sosyal medya önemli ama oyunculuğun önüne geçmemeli. Eskiden insanlar bu işe eğitim alarak, emek vererek hazırlanıyordu. Şimdi bazen popüler olmak oyunculuğun önüne geçebiliyor. Kalıcılığı sağlayan şey hâlâ emek, disiplin ve kendini geliştirmek.

“Bu iş için doğduğumu hissediyorum” demişsiniz. Oyunculuğu sizin için bu kadar özel yapan ne?

Bunu tarif etmek gerçekten zor. Beş yaşından beri setlerdeyim. Farklı karakterlere hayat vermek benim için sadece bir meslek değil. Set benim nefes aldığım yer. Orada kendimi özgür hissediyorum. Belki de günlük hayatın bütün yükünü orada bırakıyorum. Oyun alanım gibi…

Annelik sizi nasıl değiştirdi?

Hayatımdaki en büyük değişim korkularımın artması oldu. Özellikle çocuğum çok küçükken “Bana bir şey olursa ne olur?” düşüncesiyle ciddi şekilde yüzleştim. Onun dışında karakterimi kökten değiştiren bir süreç yaşamadım. Aksine, onunla kendi çocukluğumu yeniden yaşıyorum. Bana enerji veriyor.

Haber Resmi

BU BİRAZ CESARET İŞİ Fiziksel olarak sizin gibi Avrupai görünen oyuncular ‘fakir’ ya da ‘köylü kızı’ gibi rollerin kendilerine uymadığını söylüyor ama siz köylü kızını da oynadınız gayet…Oysa oyunculuk biraz da cesaret işi. İnsanlara farklı yönlerini gösterecek fırsatlar verilmesi gerekiyor. Bana da yıllarca “Çok Avrupai görünüyorsun, köylü kadını oynayamazsın” dendi. O rolleri de oynadım ve seyirciden güzel karşılık aldım. Demek ki mesele görünüş değil, o role inanmak ve o fırsatı verebilmek. Biz biraz kolaya kaçıyoruz.Bugün dönüp baktığınızda sizi burada var eden temel şey ne oldu?Disiplin. Bu meslekte kalıcı olmanın yolu çalışmaktan ve kendini geliştirmekten geçiyor. Popülerlik gelir geçer ama emek her zaman kalır. Ben de bugüne kadar hep buna inandım.

Fiziksel olarak sizin gibi Avrupai görünen oyuncular ‘fakir’ ya da ‘köylü kızı’ gibi rollerin kendilerine uymadığını söylüyor ama siz köylü kızını da oynadınız gayet…

Oysa oyunculuk biraz da cesaret işi. İnsanlara farklı yönlerini gösterecek fırsatlar verilmesi gerekiyor. Bana da yıllarca “Çok Avrupai görünüyorsun, köylü kadını oynayamazsın” dendi. O rolleri de oynadım ve seyirciden güzel karşılık aldım. Demek ki mesele görünüş değil, o role inanmak ve o fırsatı verebilmek. Biz biraz kolaya kaçıyoruz.

Bugün dönüp baktığınızda sizi burada var eden temel şey ne oldu?

Disiplin. Bu meslekte kalıcı olmanın yolu çalışmaktan ve kendini geliştirmekten geçiyor. Popülerlik gelir geçer ama emek her zaman kalır. Ben de bugüne kadar hep buna inandım.

Haber Resmi

KISA KISA Çocukluğunuzdan beri hiç bırakmadığınız bir yaramazlığınız var mı?Ağaçlara tırmanmak. İyi geliyor bana…Hayatınızın bir fon müziği olsa türü ne olurdu?90’lar pop. Jazz ve latin müziklerini de severim.Aşkı bir cümleyle nasıl özetlersiniz?Bermuda şeytan üçgeni.Asla affetmem dediğiniz bir davranış şekli?Adaletsizlik…Ceyda Ateş olmasanız, Ceyda Ateş’in neyini kıskanırdınız?Kendi olmasını ve özgür bakış açısını. Bir insanın özgünlüğü bence en değerli şey.

Çocukluğunuzdan beri hiç bırakmadığınız bir yaramazlığınız var mı?

Ağaçlara tırmanmak. İyi geliyor bana…

Hayatınızın bir fon müziği olsa türü ne olurdu?

90’lar pop. Jazz ve latin müziklerini de severim.

Aşkı bir cümleyle nasıl özetlersiniz?

Bermuda şeytan üçgeni.

Asla affetmem dediğiniz bir davranış şekli?

Adaletsizlik…

Ceyda Ateş olmasanız, Ceyda Ateş’in neyini kıskanırdınız?

Kendi olmasını ve özgür bakış açısını. Bir insanın özgünlüğü bence en değerli şey.